Zeynep Oral Zeynep Oral HakkındaYazılarKitaplarErişim Bilgileri

 

Karanlıktaki Işık

Kitaptan bir bölüm;

Karanlıktaki IşıkBaşlarken

Işıklar söndü.

Karanlıktayım. Bütün salon karanlıkta...

O büyük karanlıkta perdenin açılmasını bekliyorum.

Tek başımayım. Ama yalnız değil. Omuz başımdakilerle birlikte atıyor nabzım.

Perde ha açıldı ha açılacak... Soluğumu tutuyorum. Sanki minicik bir an ya da hiç bitmeyecekmiş gibi gelen bir an, soluğumu tutuyorum.

Bir törene ilk adımımı atmanın heyecanını duyuyorum içimde.

Soluğumu tuttuğum o an, içimde duyduğum o heyecan için seviyorum tiyatroyu.

Ve işte perde açlıyor. Ve ardından ışık!

Perdenin ardından bana ulaşan ışık için seviyorum tiyatroyu.

Işıkla birlikte sonsuz bir birikim...

Yüzyıllar öncesinden ya da günümüzden birileri önce düşledi bu oyunu. Düşünü sözcüklere döktü, kağıda döktü.

Birileri, bu yazıları kendi düşünün bir parçası saydı; yeniden ama bu kez sahne üzerinde yarattı.

Birilerinin bu düşleri, başkalarının düşleriyle örtüşü; müziğe, dekora, aksesuara, maska, ışığa, koreografiye dönüştü.

Ve birileri oyunculuk güçleriyle, bu düşleri yeniden yorumladı.

Tümü biraraya gelip, düşleri gerçek kıldı.

Bu birikim için seviyorum tiyatroyu.

Düşleri gerçek kıldığı için seviyorum tiyatroyu.

Gerçeği yeniden varettiği için seviyorum tiyatroyu.

Gerçeklerle düşleri çoğalttığı için seviyorum tiyatroyu.

Onca emek, onca alınteri, onca yaratıcı gücü, onca coşkuyu birarada yoğurduğu için seviyorum tiyatroyu.

Ve işte perde açıldı.

Ardından ışık... Karanlıktaki ışık.

Işıkta en bildiğim ya da hiç bilmediğim dünyalar, toplumlar, bireyler...

Işıkta dünyanın ve insanın değişebilirliği...

Işıkta değişen ilişkiler...

O ışıkta, en olağan sandığımın, olağanüstü olduğunu kavrıyorum.

O ışıkta, kendimi ararken başkalarını keşfediyorum. Başkalarına yöneldiğimde kendimi tanır gibi oluyorum.

O ışıkta, belki sorularıma yanıt bulamıyorum, ama sorulacak soruları çoğaltıyorum.

O ışıkta, bir soluk, bir duruş, bir susuş, bir bakış, bir söz, bir fısıltı, bir nota, bir renk yeryüzünü kucaklamama yetiyor.

O ışıkta bir yüz, bir insan, yıldızlara uzanmama yol açıyor. Yeryüzünü kucaklamaya, yıldızlara uzanmaya olanak tanıdığı için seviyorum tiyatroyu.

O ışığı varetmek için en az ik şey gerekiyor: Sahnede bir insan… Ve sahneyi izleyen bir insan.

İnsandan insana bu dolaysız ilişki için seviyorum tiyatroyu. Bu ilişki kaçınılmaz olduğu için seviyorum tiyatroyu.

Karanlıktaki ışığı yakalamak bir tutkuya dönüştü artık.

Bu tutkuyu seviyorum.

Yıllardır o ışığın peşinde tiyatrodan tiyatroya koşuyorum. Matine suare, matine suare, matine suare... Hem kendi ülkemde, hem yabancı ülkelerde.

Başta mesleğim, gazetecilik, sonra da her tren, vapur, uçak sesi duyduğumda yüreğimin pır pır etmesi, bana bol bol yolculuk etme olanağı sağladı.

Gittiğim ülkelerde, kentlerde, doğu, batı, kuzey, güney demeyip, yönlerden önce, yollardan önce tiyatro yapılarını öğrendim. Bir tiyatrodan ötekine, bir oyun alanından ötekine, kentlerin haritalarını yeniden çizdim.

Yabancı diyarlarda, tanıdığım ilk insanlar tiyatrocular oldu. Dillerini bildiğim ya da bilmediğim bu insanlarla aynı dili konuştuğumu, benzer coşkuları, benzer sorunları paylaştığımı gördüm. Onlarla zenginleştim.

Bütün bir yıl boyunca unutulmuşluğa, sessizliğe, sakinliğe terkedilmiş kimi kentlerin, günün birinde, sanki bir büyücü sihirli değneğini dokundurmuşcasına, ansızın canlanıp şenlendiğine tanık oldum:

O sınırlı zaman parçası içinde, kentin her köşe bucağının tiyatroya dönüştüğünü görmek... Yeryüzünün dört bir yanından kente akın eden binlerce yüreğin yalnız tiyatro için çarptığını bilmek... Çok renkliliğe, çok sesliliğe, çeşni bolluğuna, ışık bolluğuna, coşku seline kapılıp gitmek... Ve dünyanın nabzının, tiyatro dünyasının nabzının orda attığını duyumsamak... Yani "Festival" dediğimiz o büyülü süreci yaşamak...

Festivaller, ülkeler, kentler, sahneler... Birinden ötekine koşarken, kimimizin hiç bilmediği, kimimizin ise yalnızca kitaplardan, dünya tiyatro tarihinden tanıdığımız ustaların oyunlarını izlemek olanağını buldum. Onlarla söyleşiler yapmak, onların provalarını izlemek olanağını buldum...

Kitaplardaki isimler, kitap saytalarından sıyrılıp canlandılar. Bu canlılığı sizlerle paylaşmak istedim.

Avignon, Edinbrough, Buenos Aires, Amsterdam, Budapeşte, Venedik, Krakow, New York... Peter Brook, Giorgio Strehler, Kantor, Szajna, Lubimov, Tolstogonof, Julian Back, Andrei Serban, Anatol Efros, Mnouchkine... Kentler, isimler, sahneler arasında çıktığım bu yolculukta, ışığı çoğaltmak istedim.

Çağdaş dünya tiyatrosuna katkıda bulunmuş bu insanlar üzerine, dünyanın hemen hemen bütün dillerinde kitaplar, araştırmalar, incelemeler bulabilirsiniz. Bizim dilimizde ise olanaksız bu. Henüz bu tür kitapları dilimize çevirmek gibi bir alışkanlığımız yok. Bu alışkanlığın yerleşmesini beklerken, dünyadaki arayışların küçük bir bölümünü, bu arayışların iz düşümünü sizlerle paylaşmak istedim.

İstedim ki, yalnız tiyatroyu meslek ya da iş edinmiş, edinecek kimselerle değil, tiyatroyla hiç ilişkisi olmamış ya da arada bir tiyatro izlemekten öte ilişkisi olmayan kimselerle de paylaşabileyim gördüklerimi, yaşadıklarımı… Çünkü önünde sonunda tiyatro dünyasındaki arayış, karanlıktaki ışığı yakalama çabasından başka nedir ki?

Bu nedenle, tiyatro kuramlarına, tiyatro tarihine, tiyatro metinlerine dalmak yerine, yaşananı dile getirmeye çalıştım.

Sahne üzerinde gördüklerimin, sahne gerisinde görmediklerimi kucakladığına, şimdiki "an" ların ise geleceğe kucak açtığına inandığımdan, bu yolu seçtim.

"Karanlıktaki ışık" adını verdiğim bu kitapta Türkiye dışındaki tiyatro izlenimlerimi biraraya topladım. "Bizden biri" olan Mehmet Ulusoy'u da bu kitaba almamın nedeni, yaratcılığının Fransa'da çiçek açması...

Türkiye'deki tiyatro yaşamımıza ve tiyatro insanlarımıza ilişkin bir başka kitapta yeniden buluşuncaya dek, sahnelerdeki ışığı yakalayıp, yaşamınızı aydınlatmanız dileği ile...

Zeynep Oral
1 Mart 1994

Sayfa 9-13

Geri

Tutkunun Romanı

Tutkunun RomanıKüçük bir kız çocuğu. Uçurumun kıyısında havaya fırlatılmak istiyor... Sonra yıllar boyunca kendini yeryüzü uçurumlarının kıyısında buluyor.
Onu hep uçurumun kıyısına götüren, tutkusu ve sesi...

Devam

Esintiler 80'li Yıllar

Esintiler 80'li Yıllar"Esintier" Sanat dallarından, günlük olaylara, inatla sevgiden, umuttan, insan haklarından yana "esen" yazılardır. Bir araya geldiklerinde yaşadığımız yılların panoramasını ortaya koyarlar. Bugün "Esintiler '82" den alınan altı yazı ve 1983 den bu yana "esen"lerden seçtiklerimizle 80'li yılların "Esintiler"ini sunuyoruz.

Devam

Karanlıktaki Işık

Karanlıktaki Işık Ve perde açılıdı. Ardından ışık... Karanlıktaki ışık. Işıkta en bildiğim ya da hiç bilmediğim dünyalar, toplumlar, bireyler... Işıkta dünyanın ve insanın değişebilirliği... O ışıkta, kendimi ararken başkalarını keşfediyorum. Başkalarına yöneldiğimde ...

Devam
     
     
  Zeynep Oral Hakkında Yazılar Kitaplar Erişim Bilgileri