|
|
| YAZILAR
2010 |
Açılış kutlamaları Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası ve Fazıl Say’dan...
|
Salzburg Festivali 90 Yaşında...
Dünyanın en önemli, en köklü ve en nitelikli festivallerinden biri Salzburg Festivali bu yıl 90. Yıldönümünü kutluyor. İki gün sonra, Pazar günü “Açılış Kutlamaları”nı başlatacak olan ise Fazıl Say ve Şef Sascha Goetzel yönetiminde Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası... |
 |
Kültürel kalkınmasız gelişme olmayacağının bilincinde bir festival:
|
"Teatro a Corte"
Yalnızca sanayi aracılığıyla zenginleşmeyi ne kendilerine ne de güzelim kentin onuruna yedirememiş Torino’lular. Kültürel kalkınma olmadan gelişme olmayacağının bilinciyle, Torino Tiyatro Festivali’ni kurmuşlar. Bu uluslar arası festivalin özelliği birbirinden çok farklı disiplinleri bir araya getirmesi, sınırları zorlaması, yeni bir dil arayışına girmesi... |
 |
Sevgili Füsun Akatlı
|
Sevgili Füsun,
Küba’dayız. Birkaç ay önce… Nâzım Hikmet’in yaşgününü kutluyoruz… Kâh onun türkülerini söylüyoruz birbirimize sarılarak ve gözlerimiz yaşararak, kâh salsa ritmini yakalıyoruz…
|
 |
Çağdaş operada etkili bir çalışma:
|
"Duvara Karşı.."
Bütün bir kışı AKM’nin terk edilişine, yalnızlığına, yoksunluğuna, ah vah etmekle geçiren 2010 Avrupa kültür başkentimiz İstanbul’un, yeni doğan festivali dolu dizgin devam etmekte… Uluslararası Birinci İstanbul Opera Festivali’nden söz ediyorum |
 |
35 aydının diri diri yakılması 17 yıl önceydi. Sanki dündü. Sanki bugün… Çünkü: |
Madımak katliamı devam ediyor…
Sevgili Asım Bezirci, Metin Altıok, Behçet Aysan, Uğur Kaynar… Sevgili Nesimi Çimen… Sevgili Muhsin Akarsu, Hasret Gültekin, Mehmet Atay, Sevgili Asaf Koçak… Ve adlarınızı bilmesem de, tanımasam da, her daim içimizde yeniden yeniden kanayan güller gibi açan sevgili 35 insan… Aydındınız, sanatçıydınız, yazar çizerdiniz, emekçiydiniz, insandınız… Çocuktunuz, gençtiniz, yaşlıydınız…
|
 |
Bir Festival Yaratmak… |
|
Dünyanın en zor işidir uluslararası bir festival yaratmak ve onu sürdürmek…
Festivaller önce düşlerde yaratılır, düşlerde “pişirilir”, düşlerde “demlendirilir”… Düşlerle gerçekler arasındaki uzun yol kısaltılmaya çalışılır. İkisi arasındaki yol boyunca olanaksızlıklar olanağa, olmazlar olura dönüştürülür… Kimi zaman düşlerde ödün verilir, kimi zaman gerçeklerin sınırları zorlanır… İşin ekonomisiyle politikası, yaratıcılığıyla uygulaması bir araya getirilmeye çalışılır…
|
 |
Sevgili İlhan Ağabey |
Sevgili İlhan Ağabey,
Kaç gündür seni konuşuyor, seni yazıyor, seni okuyor, seni düşünüyoruz… Seni yaşıyoruz, seni özlüyoruz…
Türkiye’nin her köşe bucağından, birbirinden çok farklı insanlar, özenle seçtikleri sıcacık sözcüklerle bize yeniden yeniden seni anlatıyor, sözcüklerle bizleri sarıp sarmalıyor, sözcüklerle acımızı hafifletmeye çalışıyor. Yaşamlarında bir kez seninle karşılaşmamış olsalar bile, seni tanıyorlar.
|
 |
DÜŞÜNCE USTASI... SÖZ USTASI... YAZI USTASI... |
İlhan Selçuk’tan okumalar
Günlerdir, İlhan Ağabey’in düşüncelerini, dik duruşunu, dünya görüşünü, ilkelerini, ideallerini, mücadelesini yazıyoruz, okuyoruz… Ben bugün, bütün bunlardan ayrı düşmeyen, düşüncelerini ve duygularını ifade ediş biçimine, onun söz ve yazı ustalığına dikkatinizi çekmek istedim… Tüm alıntılar “Japon Gülü” kitabındandır:
|
 |
Kendi geçen yıl aramızdan ayrıldı, eseri dünyayı fetediyor: |
PİNA BAUCH’UN İSTANBUL’U…
Pina Bauch, dünyanın önde gelen yaratıcılarından biriydi. "Dans Tiyatrosu" kavramını yaratan, yaygınlaştıran, bu alanda çığır açan bir sanatçıydı... Onu geçen yıl sonsuzluğa uğurladık.
Pina Bauch’suz bir Pina Bauch eseri,”Nefes”, önümüzdeki günlerde(22-23-24 Haziran’da) İstanbul 2010 çerçevesinde İstanbul’da seyirciyle buluşacak... Üstelik herhangi bir eser değil bu. Pina Bauch’un İstanbul’da yarattığı, İstanbul’dan ilham alarak, İstanbul için yarattığı bir eser.
|
 |
Rotamız Uygarlık Olabilirdi…
|
Rotamız uygarlık olabilirdi… Rotamız uygarlık olabilirdi…. Rotamız uygarlık olabilirdi…
Bir yanda Lang Lang’ın piyanosunu dinliyorum, bir yandan içimde bu sözcükler dönüp duruyor…
Rotamız… rotamız… rotamız… Benim bildiğim rotamız, Cumhuriyet kuruldu kurulalı “Muasır medeniyetler”di… Avrupa Birliği’ydi…
|
 |
'Yaşamak, İnsan Kalarak...' |
Yaşamak bu yangın yerinde /Her gün yeniden ölerek
Zalimin elinde tutsak /Cahile kurban olarak
Savunmak gerçeği, çoğu kez /Yalnızlığını bilerek
Korkağı, döneği, suskunu/ Görüp de öfkeyle dolarak
|
 |
Gülümsemeye Deva Açan... Eleştiriyi Baş Tacı Eden... |
Sergiyi gezerken, bütün o karikatürleri tek tek incelerken, yalnız benim değil, herkesin ama herkesin yüreğinden aynı duygular geçiyor, ağızlardan aynı sözcükler dökülüyordu:
"Bir de bugünkü duruma bak! Bugün başımızdakinin, eleştiriye, karikatüre, gülümsemeye tahammülü yok! Karikatüristlere dava açıp duruyor!" |
 |
'Sutra': Ruh ve bedenin uyumu...
|
Dünyanın çağdaş dans mabetlerinden biri olan Londra’daki Sadler’s Wells Tiyatrosu’nda, bundan iki yıl önce “Sutra” adlı temsil ilk kez gösterildiğinde, anımsıyorum yer yerinden oynamıştı.O gün bugün, Avrupa’nın tüm anlı şanlı festivallerini dolaşan eser, 2009’da Avrupa’nın önde gelen “Balet-Tanz” dergisi tarafından yılın olayı seçildi. İstanbul Uluslararası Tiyatro Festivali’nde verdikleri iki temsille İstanbul izleyicisini de büyüledi.
|
 |
Umutlar Yeşerirken...
|
Torunlarımdan biriyle şöyle bir anım var:
Maya, 3 ya da 4 yaşında... Onu denize sokuyorum. Kucağıma sımsıkı yapışmış, kollarıyla boynuma sarılmış. Bir yandan bana “Bırak beni”, “Bırak beni” diyor, öte yandan gözleriyle “sakın bırakma” der gibi... Hem tek başına yüzmek istiyor, hem batacağından korkuyor... Her “Bırak beni”de kolları biraz daha gevşiyor. Boynumdan, omuzlarıma, derken dirseklerime, derken bileklerime kayıyor. |
 |
İstanbul’dan farklı bir “Elektra” oyunu geçti…
|
|
Minimalist Japon Estetiği…
Tiyatro sanatının, önünde sonunda, ardı kesilmeyen, sonu gelmeyen, binlerce milyonlarca olasılık arasından yapılan seçimlerin bir araya gelmesiyle oluştuğunun ilginç örneklerinden biriydi “Elektra” oyunu… |
 |
Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali’nde iki olay oyun: 'Şeytani Komedya' ve 'Dava' |
|
Tiyatro yapmanın binlerce ve binlerce yolu olduğunu Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali, her seferinde bana yeniden anımsatıyor. Tam artık tiyatroda beni hiçbir şey şaşırtamaz derken, "Güm!" yeniden sarsılıyorum! Geçen hafta izlediğim iki yabancı oyundan söz etmek istiyorum
|
 |
En Büyük ahlaksızlık kameranın önünde değil arkasında! |
|
Başlık yeterli değil, biliyorum. Çok daha ağır sözcükler kullanmak gerek. Küfüre girer diye kullanamadım.
Nesrin Baytok’a, Olcay Baykal’a ve iki ailenin çocuklarına yapılan aşağılık, iğrenç alçak rezillikten söz ediyorum. İktidar ve muhalefetteki , medyadaki ve televizyonlardaki, partili partisiz tüm herifler ve “kadın olmayı” bilememiş kimi kadınlar, kadınları ve çocukları linç ettiler! |
 |
| Vay vay bu ne biçim Şanghay! |
|
Expo 2010–Çin Halk Cumhuriyeti'nin bu muhteşem gösterisine düş gücü egemen!
"Şang-Hay büyük bir limandır/ Beyazların gemileri kocamandır/ Sarıların kayıkları küçücük. / Kızıl saçlı bir çocuğa gebe Şang-Hay! Vay vaaay! Ne acaip yer be Şang-Hay!" |
 |
| Bir Volkan’dan Ötekine |
|
Uygarlıklar çatışması… Endüstri rekabeti, teknoloji zaferleri, silahlanma yarışları… Sesten daha hızlı akıp giden görüntüler… Minimini bir “cip”e sığdırılan yeryüzünün tüm bilgisi, yeryüzünün tüm becerisi… Bilgisayarların, robotların gelişimi, daha çok, daha daha çok gelişimi… |
 |
| İzmir kültür etkinlikleriyle kıpır kıpır: |
|
TüYAP KİTAP FUARI… GENÇ SOLİSTLER YARIŞMASI…
TÜYAP 15. İzmir Kitap Fuarı cıvıl cıvıldı. Bir çarşamba günüydü. Kitaplarla haşır neşir olmaya, yazarlarla konuşmaya gelenlerin büyük bir bölümü öğrencilerdi. Meraklıydılar, heyecanlıydılar. Bir sorunun yanıtını beklemeden, bir sonraki soruya geçmenin sabırsızlığı içindeydiler... |
 |
| Bölünmek değil bütünleşmek... Fazıl Say - IKSV |
|
Bu ülkenin bir avuç aydınlık insanları, oyuna gelmeyin...
1987 yılında Almanya’ya öğrenci olarak gittiğimde, her seferinde şaşırtan, yıldıran ve mahcup eden o tuhaf sorgulama karşıma çıkmaktaydı: “Türkiye’de piyano var mı?”… |
 |
| Çukurova Sanat Günleri... |
|
Meğer çevrede ne çok Kozan hayranı varmış! Geçen pazar Kozan’a ilişkin “Fellini ve Kusturica çok kıskanacaktı...” başlıklı yazıma birbirinden keyifli tepkiler geldi. Elbet Kozan’a kaledeki o nikâh töreni için gitmemiştim. “Çukurova Sanat Günleri” çerçevesinde Adana ve Kozan’da birer konuşma yapmaya gitmiştim. Sözü Kozan’dan alıp Çukurova Sanat Günleri’ne geçmeden sinema ve televizyon filmleri, dizi çekenlere seslenmek istiyorum: Kozan’ı görün!.. Restore edilmeye başlanan konakları, arastası, ağları, bahçeleri, kaleleri, kuleleriyle doğal bir plato, harika bir film seti olabilir. Benden söylemesi... |
 |
| ‘Delilik’le deha arasında... David Helfgott |
|
Onu dünyaya belki de en çok tanıtan, “Shine” adlı film (1966) oldu. Scott Hicks’in yönettiği ve Geoffrey Rushl’e en iyi erkek oyuncu Oscar’ını kazandıran film… Avustralyalı piyanist David Helfgott’tan söz ediyorum. O İstanbul’u, İstanbul onu çok sevdi. 2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti ev sahipliğinde, Aya İrini’de, Lütfi Kırdar’da verdiği konserlerle İstanbullu müzikseverleri büyüledi… |
 |
| Şoklardan Şok Beğenin... |
|
Uluslararası İstanbul Film Festivali müthiş coşkusu, çarpıcı, şaşırtıcı, olağanüstü, sıradan ve görkemli filmleriyle… İnsanı büyüleyen, şaşırtan, gülümseten, kahreden, öfkelendiren, isyana teşvik eden, bilgilendiren, insanın filmleriyle… Antidepresan “ilaç”larıyla, mayınlı alanları, bağımsızlık ve özgürlük savaşlarıyla… Anılarla beslenen, umutlarla desteklenen, tartışmalarla zenginleşen sohbetlerle… Ama en çok, en çok, sokaklara taşan her yaştan “gençlerin” tam bir şölen havasını yaşamaları ve yaşatmalarıyla sürüyor… |
 |
| Ses ve yürek yüceliği... |
|
İki gencin Tülay German belgeseli dünle bugünü buluşturuyor:
Gözyaşlarıyla, canı gönülden gülümseme arasında… Hüzünle, sevinç arasında… Anımsamakla, düş kurmak arasında... Baskıyı, tehdidi sıkışan yüreğimde hissetmekle, sonsuz özgürlüğe kanat çırpmış olmak arasında… Kavuşmakla, özlem arasında… Geçmişle, bugün ve yarın arasında… İşte bütün bunlar arasında gidip geldim, gidip geldim film boyunca… |
 |
| Herkes Bir ‘Serseri Mayın’ Olabilir... |
Erkenden çiçek açmış erik ağaçları gibi, “Yaşasın! Bahar geldi” der gibi kucaklayıverdi beni Ferzan Özpetek’in “Serseri Mayınlar” filmi. Geçen hafta Sungu Çapan’ın “Devlet bakanına salık verilir” başlıklı yazısında okumuştunuz filmin ayrıntılarını… Tekrara düşmeden, vurgulamak istediklerimi sıralıyorum: |
 |
| Irak’sız Irak işgali... |
Kısaca “Oscar” diye bilinen “Akademi Ödülleri”nde, yalnız sinema tarihinin değil, tarihin “makus talihi” bu yıl tersine döndü. Ve nihayet, evet nihayet bir kadın yönetmene Kathryn Bigelow’ya en iyi yönetmen ödülü verildi. Seksen iki yıllık Oscar tarihinde bu ödüle aday gösterilen dördüncü kadın yönetmendi... |
 |
| Sevgili Mustafa Balbay |
Seni içeri tıktıklarından beri dünya kendi ekseni çevresinde 381 kez döndü; güneşin çevresindeki o çoook geniş yörünge üzerindeki ilk turunu da iki hafta önce tamamladı… |
 |
| Yeni kültür merkezleri... |
Elimizdeki değerlerin değerini bilmemek gibi bir huyumuz var. Son iki haftadır Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi’nden çalınan eserleri okudukça; bilinçsizliği, bilgisizliği, denetimsizliği gördükçe, bir kez daha cehaletin sanki toplumun ve yaşamın her alanını ele geçirdiğine inanır oluyorum. Geleceğimizden endişe duyuyorum. |
 |
| Fazıl Say’ın “İstanbul Senfonisi” ve Muhteşem Dünya Prömiyeri |
Üzerinden üç gün geçti, hala rüyada gibiyim. Konserin sonunda salonun ayağa fırlaması gözümün önünde. O dinmeyen alkış tufanı kulaklarımdan gitmiyor. Hala RUHR 2010 “Avrupa Kültür Başkenti” olma onurunu Fazıl Say’la yaşamayı seçmiş olmasını kıskanıp duruyorum… |
 |
| Fazıl Say’la Ruhr 2010 |
Sevgili Okurlar, siz bu yazıyı okuduğunuzda ben Almanya’da olacağım. Fazıl Say’ın bestelediği “İstanbul Senfonisi”nin dün akşam Dortmund Konzerthaus’da yapılan dünya prömiyerini, şef Howard Griffiths’in yönettiği WDR Köln Senfoni Orkestrası’nın yorumuyla dinlemiş olacağım… Ama şimdi İstanbul’dayım ve henüz “İstanbul Senfonisi”ni dinlemedim. Benim için “şimdi” (dünkü) cumartesi sabahı, güneş birazdan doğacak ve bu yazıyı bitirip Duesseldorf uçağına yetişeceğim… |
 |
| Duyguda, düşüncede, çizgide sonsuzluk... |
Çizgiye adanmış tüm bir yaşam... Yalnız çizgiye değil... İnsanı insan yapan değerlere adanmış bir yaşam... |
 |
| Müjdat Gezen Magazin Yıldızı Değil... |
Müjdat Gezen, bu ülkenin en sevilen sanatçılarından biri. Aynı zamanda en çok örnek alınması gereken sanatçılardan biri... |
 |
| Doha’daki mücevher... |
Ne zamandır dünyanın mimari şaheserlerinden biri olduğunu duyduğum, okuduğum Doha’daki İslam Eserleri Müzesi’ni görebilmek için yanıp tutuşuyordum. Bundan bir süre önce Katar Havayolları’yla Uzakdoğu’ya yolculuk ederken Doha’da uçak transferi sırasında 24 saati aşmamak koşuluyla konaklayabileceğimi öğrenince aradığım fırsatı yakalamış oldum. |
 |
| Yeryüzünün vicdanı: Galeano |
Eduardo Galeano… Benim âşık olduğum yazarlardan biri… Uzunca bir aradan sonra Türkiye’de yeni kitabı “Aynalar” Sel Yayıncılık tarafından geçen yılın sonunda yayımlandı. (Türkçesi: Süleyman Doğru) Ha bugün ha yarın yazmalıyım derken aradan koca iki ay geçti. Ancak iki aydır içim her daraldığında yeniden dönüp okumaktan da vazgeçmedim! |
 |
| Meydan Savaşı... Ya da Pınar...Kafka ...Puduhepa ... |
Birkaç gün gazete okumadan, haber dinlemeden yaşamı sürdürüp, sonra haberlere boğulmak, korkunç bir işkenceye dönüşebiliyor. Bana da öyle oldu… Birkaç gün Paris’te sadece tiyatroya odaklanmıştım ki dönüşte güüüümmmm! |
 |
| Paris’ten Sevgilerle |
Paris’in orta yerinde Odeon Tiyatrosu... Taa 16. Louis’den beri, 1780’lerden beri orada duruyor. Marie Antoinette döneminde “Kraliçe’nin tiyatrosu” dense de, adı hep Odeon Tiyatrosu. Sarah Bernhardt orada seyirciyi büyülemiş... |
 |
| Biz Adalet İstiyoruz! |
Geçen yıldı. “Benim babam bir kahramandı” dedi içlerinden biri. Bir araya geldiler. O baba, benim arkadaşımdı, adı Ümit Kaftancıoğlu’ydu… Gazeteciliği bana öğretendi, adı Abdi İpekçi… Hayran olduğum meslektaşımdı, adı Uğur Mumcu… |
 |
| Nâzım ve Che.. |
Sevgili okurlar, Nâzım’la Küba’da dizisine bunca güzel mektup geleceğini bilseydim, dört değil, kırk dört gün sürdürürdüm yazıları... |
 |
| Guillen’in şiirinde Afrika ritmi |
“Nâzım Hikmet’e o mutluluğu yaşatan, onu Küba’ya davet eden Küba’nın ulusal şairi Nicolas Guillen’in tek şiirine yer vermediniz. Biraz ayıp olmadı mı?” |
 |
| Nazım'la Küba'da (1) |
Devrim coşkusu bugün de sürüyor Küba’da… Devrim karşıtlarını ise göremiyoruz, duyamıyoruz… |
 |
| Nazım'la Küba'da (2) |
Cienfuegos, Trinidad, Santa Clara ve Havana… Küba’da bir kentten ötekine özel otobüsümüzle gidiyoruz. Yol boyunca kâh rehberlerimiz Emanuel ve Haluk’u, kâh birbirimizi dinliyoruz. |
 |
| Nazım'la Küba'da (3) |
Che’nin kenti Santa Clara’ya ilerliyor otobüsümüz. Küba’da yaşayan her insanın kalbinin yarısı burada yatıyor! |
 |
| Nazım'la Küba'da (4) |
Artık Havana’dayız. Bir yandan tören için hazırlıklar, öte yandan kentin her yanını görme, görebilme telaşı... |
 |
| Nâzım sevgisinde buluşma |
Her şey heykeltıraş Mehmet Aksoy’un o muhteşem heykeliyle başladı. Demir parmaklıklar arkasında bile hiç sönmeyen umudu, hiç eksilmeyen yaratıcı gücü ve özgürlüğe uzanışı vurgulayan Nâzım Hikmet heykeliyle... |
 |
| Müzikle Işığın bütünleştiği “Müzikevi” |
İstiklal Caddesinde 1800’lerin son çeyreğinde bir Fransız mimar tarafından yapıldığı için “Fransız Apartmanı” diye bilinen o görkemli binaya,
Asım Kocabıyık iyi ki gönül verip zamanında satın almış. Asım Bey’in kızı ve Borusan Kültür Sanat’ın Yönetim Kurulu Başkanı Zeynep Hamedi, iyi ki babasını ikna edip orayı bir müzikevine dönüştürmeyi aklına koymuş. İyi ki restorasyon işini Mimar
Gökhan Avcıoğlu üstlenmiş! |
 |
İstanbul 2010’dan geriye ne kalacak? |
Birkaç gün önce (3 Ocak 2010) İngiliz The Observer gazetesinde bir yazı yayınlandı. Başlık: “İstanbul: Boğaz Kıyısında Sultanlar ve Alışveriş…”
Alt başlık ise şöyle: “Kıtalar ve İnançlar arasında dengede duran İstanbul, 2010 Yılının Avrupa Kültür Başkenti ve bu yıl mutlak görülmesi gereken bir kent.” |
 |
Bodrum’da Yılbaşı |
Sevgili okurlar, Bodrum’da olma nedenim, “Cumhuriyet Yazarları Bodrum’da” etkinliğine katılmak. Anımsayacaksınız, size daha önce Bodrum’un orta yerinde açılan Bâb-ı Âli Kitabevi’nden söz etmiştim. Hani evlere pizza servisi yapar gibi kitap servisi yapan kitabevi... |
 |
Oyuncak Müzesi’nde düşlerin peşinden koşmak... |
1 Ocak 2010... Yılın ilk günü. Yeni bir başlangıç... İnsan inanmak istiyor bu “yeni bir başlangıç” düşüncesine... İnanmak istiyoruz sanki tüm kötülüklerin, haksızlıkların, yoklukların, yoksullukların, ayırımcılığın biteceğine... Yarının dünün bir devamı olduğunu bile bile, inanmak istiyoruz şiddetin gerileyeceğine... |
 |
Zeki Ökten ya da İnsan Sıcaklığının Rengi... |
Sevgili Zeki Ökten, eğer birkaç gün önce orada, o cami avlusunda olsaydın, adım gibi biliyorum, saklanacak yer arardın... Sen aramızdan gittikten sonra arkandan yazılanları okusaydın, söylenenleri duysaydın, fena halde utanır, sıkılır, “Yok canım, abartıyorsunuz” der, saklanacak, gizlenecek yer arar, hepimizden köşe bucak kaçardın! |
 |
| Yüreğin durduğu an... |
Tam bugünkü yazımı bitirmiştim ki, bir ölüm haberi daha geldi. Tiyatro sanatımızın duayeni, bütün bir yaşamı tiyatroya adamış Cüneyt Gökçer... Yönetmen, oyuncu, hoca... Sahnelediği oyunlar, operalarla, oynadığı rollerle, üstlendiği görevlerle, yetiştirdiği öğrencilerle, tiyatro tarihimize geçmiş sanatçı. |
 |
| Ali Taygun: Tiyatroya adanmış bir ömür... |
Aliiiiiiiiiiii! Yapmayacaktın bunu! Olmadı! Tedaviye ne güzel yanıt veriyordu o koca bedenin! Atlattın o rezil hastalığı da, bir minicik kan pıhtısına, kalbine yenildin! Eşşşek Ali! |
 |
| Zeynep Tanbay’dan Sahnede ve Yaşamda Kırmızı Çizgiler... |
Sahne karanlık. Sahne sonsuzluk. Sahne şimdi, burası...
Sahneye bakıyorum: Karanlığın içinde önce yerdeki kırmızı çizgileri görüyorum. Işıklı kırmızı bantlar... Kırmızı çizgiler, sahneyi bölüyor, parçalıyor, sınırları belirliyor. Kırmızı çizgiler, sahnedeki dayatmalar olmasın sakın? Sahnede 12 dansçı... |
 |
| Ayazağa Kültür Merkezi, yeniden... |
Haberini bu sayfalarda daha önce okudunuz. Ayazağa Kültür Merkezi en sonunda, kaybolan yıllar, kaybolan emekler, kaybolan değerler sonrasında nihayet yeniden ele alınıyor. Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, bu inşaatın yeniden ele alındığını ve bir yıl içinde bitirileceğini müjdeliyordu. |
 |
| Yaratıcılığın sonsuzluğu |
Dün gece rüyamda uzayda bir yolculuğa çıkmıştım. Çok heyecanlıydı. Muhteşem güzellikler vardı... Ama yeryüzünde hayatı karartan tüm sorunlar da uzaya taşınmıştı. Yoksulluk, baskı, şiddet ve ayrımcılık... Orada da dipsiz kuyulara düşmekle sonsuzluğa kanat çırpmak arasında gidip geliyordum... |
 |
| Mustafa Balbay Savunmasını Yapıyor |
Bir değil, üç değil, beş değil, altmış, yetmiş değil… Tam 259 gün sonra Mustafa Balbay ilk kez mahkeme heyetinin karşısında, savunmasını yapıyor. Aylardır aleyhinde manşetlerden suçlamaları yapan yandaş medyanın manşetlerine şimdi de bakıyorum: Tısss. |
 |
| Akılla ruhun bütünleşmesi için... |
Okullara, eğitim kurumlarına konuşma yapmaya gittiğimde, öğretmenler, müdürler hep önceden tembih ederler. Amman politik konulara girmeyin diye… Bu kez öyle bir şey olmadı. Sohbet konumuz, “Sanat Neye Yarar”dı. Yani “Nasıl insan olunur”du… Baktım oradan başlamışız, “Kürt açılımı”na, barış eğitimine gelmişiz… |
 |
| ‘İstanbul ve Arp’ |
Anımsayacaksınız: Fransa’da Türkiye Mevsimi programında ekim ayı içinde Eiffel Kulesi’nin kırmızı beyaz ışıklarla donatılması vardı. Aynı günlerde Grand Palais’de o muhteşem “Bizans’tan İstanbul’a: İki Kıtanın Limanı” sergisinin açılışı vardı. Ve Petit Palais’de Şirin Pancaroğlu ve arkadaşlarının “Padişahların Arpları” konseri vardı. İşte o günlerde sayıları elliyi bulan bir gazeteci ordusu Türkiye’den Paris’e gitmişti. Cumhurbaşkanı uçağıyla giden çoook önemli gazetecilerden tutun, kendileri “star” olan televizyon gazetecileri ya da sıradan muhabirler, yazarlar… Her türden bir dolu gazeteci… Sonraki günlerde boşuna bekledim biri şu konserden söz etsin diye… Dedim ya boşuna! Yok saydılar. |
 |
| ’Bir Tuğla da Sen Koy’ |
İki gün önce 10 Kasım’da ülkemizin belli başlı tiyatro sanatçılarıyla birlikte Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin (ÇYDD) Şişhane’deki Genel Merkezi’ne ziyarete gittik. Desteğimizi belirttik, içimizden üye olmayanlar, derneğe üye oldular, ileriye dönük ortak projelerin tohumlarını attık. Eğitime katkıda bulunmak amacını güden bu eylem, “Bir tuğla da sen koy” başlığını taşıyordu. Çağdaş toplumun çağdaş eğitimle yaratılabileceğine inananların güçbirliğini yaşamak etkileyiciydi. |
 |
| ‘Hayat, sana teşekkür ederim!’ |
Türkan Saylan’ın içindeki çocuğu, saflığı, romantizmi yücelten ‘Türkan’... Ayşe Kulin’in su gibi akan dilinden ‘Türkan’ı okurken, 70’lerden beri tanıdığım Türkan Saylan’ın sanki sesini duyuyordum. |
 |
| Kitap Fuarı’ndan Notlar... |
TÜYAP Kitap Fuarı kent merkezine uzak olmasına uzak ama, bir kez oraya vardınız mı, tadına doyulmuyor, insan çıkmak istemiyor... İşte orada bir günden notlar: |
 |
| Önce kitap vardı... |
Bilmez değilim önce kitap değil, söz vardı… Ancak dün gazetemizin “Kitap” ekinin sayfalarını çevirirken, sabırsızlığımı ve coşkumu denetlemekte güçlük çekerken, bugüne dek okumuş olduğum, okumam gereken, okumak istediğim yeryüzünün tüm kitaplarını yüreğimden geçirirken, çevremde ve başımın üstüne hep bu tümce uçuşuyordu: Önce kitap vardı… Önce kitap vardı… Ben de yakaladım o tümceyi aldım başlığa koydum. |
 |
| Namlunun Ucuna Gülle Değil, Gül Koyabilmek... |
Gerilen sinirler… Giderek ayrışan toplum… Tarafların her gün biraz daha uçlara sürüklenmesi…
Irkçı zihniyetin körüklenmesi… Türk milliyetçiliğinin de, Kürt milliyetçiliğinin de kitle iletişim araçları marifetiyle tırmandırılması… Kin, öfke, nefret, intikam duygularının kışkırtılması… |
 |
| Antalya Sonrası... |
| Antalya Altın Portakal Film Festivali bitti. Antalyalıların mutluluğu, sevinci; İstanbullu gazeteci ve magazincilerin şikâyetleri bitmedi! Festivalin içeriğine, özüne ilişkin görüşlerimi yazmıştım. Şimdi sıra, festival sonrası ve daha çok "şekle" ilişkin tartışmalarda ve ileriye dönük önerilerimde: |
 |
| İstanbul sığınağı... |
| İkinci Dünya Savaşı öncesinde Almanya’da yükselen ırkçı ideoloji ve politikadan kaçan bilim insanı, mimar ve sanatçıların, genç Türkiye Cumhuriyeti’ne sığınma öykülerini hep okuduk, dinledik, öğrendik… |
 |
| Antalya Sonrası... |
| Antalya Altın Portakal Film Festivali bitti. Antalyalıların mutluluğu, sevinci; İstanbullu gazeteci ve magazincilerin şikâyetleri bitmedi! Festivalin içeriğine, özüne ilişkin görüşlerimi yazmıştım. Şimdi sıra, festival sonrası ve daha çok "şekle" ilişkin tartışmalarda ve ileriye dönük önerilerimde: |
 |
| İstanbul sığınağı... |
| İkinci Dünya Savaşı öncesinde Almanya’da yükselen ırkçı ideoloji ve politikadan kaçan bilim insanı, mimar ve sanatçıların, genç Türkiye Cumhuriyeti’ne sığınma öykülerini hep okuduk, dinledik, öğrendik… |
 |
| Antalya Jürisinde olmanın en güç yanı ... |
| Siz bu yazıyı okuduğunuzda, Antalya Altın Portakal Film Yarışmasının tüm sonuçları açıklanmış olacak. Ancak ben bu yazıyı yazarken henüz jüri toplantısı başlamadı bile... Biraz sonra jüri yani Erden Kıral başkanlığında Mustafa Altıoklar, Yavuz Bingöl, Ömür Gedik, İzzet Günay, Sırrı Süreyya Önder, Mustafa Ziya Ülkenciler, Nurgül Yeşilçay ve ben kapanıp son kararları alacağız... Ama önce Vecdi Sayar yönetimindeki bu yılki festivalin öne çıkan özellikleri: |
 |
| Dünden bugüne köprüler... |
| Antalya Altın Portakal Film Festivali doludizgin ilerliyor... Cam Piramit’te Onur Ödülleri Gecesi... Sahnede, sinemanın eskimeyen dev çınarlarını izlerken, ülkemde sanatla ilgili bir meslek sahibi olmanın amansız güçlüklerini de görüyorum. |
 |
| Fransa’da Türkiye Mevsimi: Mösyö Düpon ne görüyor? |
| Boğaz köprüsünün geceleri sarı mor eflatun ışıklara bürünmesini beğenmeyenlerden, bunu estetik dışı bulanlardansanız, doğrusu Eyfel Kulesi’nin Türk bayrağı renkleriyle ışımasını heyecanla beklemezsiniz, hatta bunu "kitch" diye de değerlendirebilirsiniz! Hemen itiraf edeyim: Paris’e gelmeden önce kırmızı-beyaz Eyfel’in basındaki yansımalarını hele başlıkları görünce, biraz da alaycı, gülüp geçtim! |
 |
| Irkçılığı ve şiddeti içselleştirdik mi? |
| Ceylan öldü. Lice’li Ceylan. 12 Yaşındaydı. Koyunları otlatıyordu. Sonra bir havan mermisi Ceylan’ı hedef aldı.… Bedeni paramparça oldu. Bedenin her bir parçası saçıldığı yerde kaldı. Taşta, toprakta, ağaç dallarında… |
 |
| Şiddetin Neresindeyiz? |
| Van’ın Saray İlçesine bağlı Kapıköyü… Sıdıka , 2001’de evlendirildiği kocası Faruk’tan her gün dayak yiyor. Kan reva içinde kendi ailesine , köy muhtarına yaptığı şikayetlerden , hep kös kös eve yollanıyor. 2004’de dayanamayıp baba evine dönüyor. Koca öyle tehditler savuruyor ki, korkudan yine koca evine gidiyor… Sille tokat devam… |
 |
| "Merhaba Reis"- "Saluto Hombre" |
Pablo Neruda ve Bedri Rahmi Eyüboğlu karşılaştılar. Önce Bedri Rahmi, koca ellerini , kollarını ardına dek kocaman açıp "Saluto Hombre" diye seslendi. Derken Neruda yaklaştı ve "Merhaba Reis" diye yanıt verdi.
Bir deniz kıyısında mıydı, yoksa bir bozkırda mı, bilmiyorum. Kafa kafaya, yürek yüreğe verip sohbete daldılar... |
 |
| Bir An ve sonsuzluk |
Çinlilerin ünlü bir ressamı var. Wu Daozi... 8. Yüzyılda yaşamış. Öyküsü dilden dile , kuşaktan kuşağa şöyle geçmiş:
"Wu Daozi ölmedi. Yaşlıydı ve saray duvarına resim yapıyordu. Yaptığı manzara o kadar güzeldi ki, Wu Daozi resmin içine girmeye karar verdi. Resimdeki yolda yürümeye başladı.
Yürüdü, yürüdü ve dağların sisinde kayboldu.
Onu bir daha gören olmadı." |
 |
| Sel ve Bienal |
Dehşet içinde izliyoruz. Zavallılığımızı...Korkunçluğumuzu... Çaresizliğimizi... Yokluğumuzu... Yoksulluğumuzu...
Doğal afet diyorlar, ama doğal değil. Şiddetli yağmur dışında hiçbir şey doğal değil! Çünkü "afet"i yaratanlar insanlar!
Doğal olmayan, insana ve doğaya düşman politikalar! |
 |
| Sorgulamaya Yüzleşmeye Hazırmısınız? |
| Heyecan verici bir durum...Geriye sayımda sayılar küçüldükçe, bir yandan da araştırdıkça, okudukça, öğrendikçe, heyecanım artıyor.
İstanbul Bienali’nden söz ediyorum... İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından Koç Holding sponsorluğunda düzenlenen 11. Uluslararası İstanbul Bienali, 12 Eylül’de başlıyor. |
 |
Memleketimden Utanç Manzaraları |
Siz hiç kitapların ağladığını duydunuz mu? Raflardan düşüp parçalanırken, sayfaları kopup yırtılırken? Yasaklanırken, yakılırken? Evlerden toplanıp, torbalara tıkıştırılıp karakollara götürülürken? Bağlanıp, depolara yığılırken? "Suç aleti" olarak ekranlarda teşhir edilirken? Postallar, çizmeler altında ezilip can çekişirken? Kitapların canları yanarken? |
 |
Düş kırıklıkları … Fay kırıkları … |
Türkiye'den birkaç gün uzaklaşıp, o süre boyunca gazete okumamak, haber dinlememek, dönüşte çok ciddi travmalara yol açabiliyor.
Bana da öyle oldu. İtalya'da iki opera festivaline gitmiştim. Dönüşte uçakta tüm gazeteleri kucağıma aldığımda , sanki hiç gitmemiş gibiydim. Aynı haberleri , aynı yorumları okuyordum. |
 |
THY ya da Gösterişle nitelik arasındaki fark… |
İki gün önce sizlerle paylaştığım İtalya'daki Rossini Festivali'ne ulaşıncaya dek başıma gelenleri bir "Opera Bufa" ya da bir fars ya da bir "Commedia dell'Arte" biçiminde anlatıp sizleri gülümsetmeye niyetliydim. |
 |
Tiyatrocularla operacılar savaşı |
Yaz aylarında İtalya'nın hemen hemen tüm kentleri büyülü bir festival alanına dönüşüyor. Spoleto, Verona gibi anlı şanlı şölenlerden, en ufak kasabalara dek uzanan bir zincirin halkaları… Bunlar arasında Pesaro'daki Rossini Festivali'nin çok ayrı bir yeri var. |
 |
"Bir Göz Kırpışta: Rumi" |
Robert Wilson ile Kudsi Ergüner'in işbirliğiyle, Gelenekle Çağdaş Sanatın mutlu buluşması... |
 |
Dansın "Einstein"ı artık yok... |
Merce Cunningham modern dansı "modernleştiren" , düşünceyle buluşturan isimdi.
Geçen yüzyılın sonunda, bu yüzyılın başında İsodora Duncan , bale pabuçlarını bir yana fırlatıp, sahnede çıplak ayakla dans etmeye başladığında , 19. Yüzyılın klasik balesine meydan okuyor ve ardından bir kapı aralıyordu... |
 |
"Evet ama"… "Ancak…" demeden… |
Vakit Gazete'sinin hedef göstermesi üzerine İdil Biret Konserine yapılan o dehşet verici saldırı üzerine düşüncelerimi üç gün boyunca yazdım. Başkalarının yazdıklarını da okudum. Hala beni çok, hem de çok tedirgin eden bir durum var. |
 |
İdil Biret Konserine Saldırı |
Sanki olacakları önceden görmüş gibiydim. İşte konser öncesinde yazdığım ve 12 Temmuzda Cumhuriyet'te yayınlanan yazım… |
 |
Yüzümüze kim ayna tutacak? |
Modern Dans'ın en özgün, en etkin yaratıcısı Pina Bausch artık yok.Haber acımasızdı: Pina Bausch öldü. Kanser olduğu açıklandıktan beş gün sonra… 68 Yaşında… |
 |
Yaşar Kemal ve İdil Biret … |
Boğaziçi Üniversitesi'ndeki fahri doktora töreninde sahnede iki destan:
Haftanın ilk günü Boğaziçi Üniversitesi Yaşar Kemal'e "fahri Doktora" unvanı verdi. Haberini gördünüz okudunuz. Ben hala o törenin büyüsüyle yaşıyorum…
Keşke, keşke bu gazetenin tüm okurları o törende bulunabilseydi, o törende Yaşar Kemal'in yaptığı konuşmayı, İdil Biret'in çaldığı Wagner'in "Tannhauser Uvertürü"nü dinleyebilseydi… |
 |
Nasıl bir gelecek ? |
|
Bu sayfadaki fotoğrafı İstanbul'un çeşitli caddelerinde belki gördünüz görüyorsunuz, belki de hiç fark etmediniz… Ben gördüğüm ilk günden beri durup hayran hayran seyrediyorum. Dahası gördükçe mutlu oluyorum, içim ısınıyor, bir süreliğine yaşamakta olduğumuz tüm olumsuzlukları unutuyorum. Bakıp gülümsüyorum ve yoluma gülümseyerek devam ediyorum. |
 |
Kalp atışlarını duydunuz mu? |
|
Tokmak davula vuruyordu. Yeryüzünün tüm duyguları içime akıyordu… Tokmak davula vuruyordu. Belgeler havada uçuşuyordu. Sahte -gerçek, sahte-gerçek…Tokmak davula vuruyordu, cemaat üyeleri "ben mazlumum , ben masumum, ben mağdurum, tu kaka STK bana darbe yapacak" diye beynime vuruyordu… |
 |
"Oha!" dedirten tepkiler… |
|
Önce inanamadım! Olamaz, bu kadarı da olmaz dedim. Herhalde ben yanlış okudum, ben yanlış duydum ya da duyduğumu okuduğumu anlamadım dedim.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin geçen hafta içinde aldığı karara değil , bu karar karşısında hükümetin takındığı tavra, gösterdiği tepkilere inanamadım! Sonra kendime şaştım! Bu hükümetten başka ne bekliyordum ki? Niye şaşıyordum ki gösterdikleri tepkilere…Asıl böyle ters tepki göstermeseler şaşmalıydım! |
 |
AİHM'nin kararı neden çok önemli? |
|
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), aile içi şiddeti önleyemediği gerekçesiyle Türkiye'yi tazminata mahkum etti. AİHM, kendisini döven, bıçakla yaralayan, ölümle tehdit eden ve daha sonra annesini tabancayla vburarak öldüren eski kocaya karşı, devletin kendisini koruyamadığı" şikayetiyle başvuran Nahide Opuz'u haklı buldu. Türkiye'nin ayırımcılık yaptığına hükmeden mahkeme, devletin Nahide Oğuz'a 36 bin 500 Avro tazminat ödemesine karar verdi. |
 |
Ölmeden önce… Aspendos Festivali... |
|
Hani ne zamandır çok revaçta olan kitaplar var ya: Ölmeden önce görülmesi gereken yerler, ölmeden önce yapılması gereken işler, ölmeden önce falan filan…
İşte onlardan örnek alıp diyorum ki, müzikle, sahne sanatlarıyla, dansla, sanat tarihiyle, arkeolojiyle, tarihle, coğrafyayla ilgileniyorsanız... |
 |
İstanbul Müzeleri çiçek açtı… |
|
New York Modern Sanat Müzesi (MoMA) Direktörü Dr. Glenn Lowry.. St. Petersburg Hermitage Müzesi Direktörü Prof. Dr. Mikhail Piotrovsky… Londra Kraliyet Akademisi Sergiler yöneticiliğini yıllarca sürdürmüş Sir Norman Rosenthal… Berlin İslam Sanatları Müzesi eski müdürü ve Berlin Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Claus-Peter Haase… Paris Guimet Müzesi Direktörü Prof. Jean François Jarriage… Princeton Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Oleg Grabar … |
 |
Sevgi Yöntemi... |
|
Çok yoruldum… Artık konferans, panel, açıkoturumlara paydos… Sivil toplum kuruluşlarında koşuşturmaya da son… Bana mı kaldı, biraz da başkaları uğraşsın… Artık yalnız işimi yapacağım…. Tamam yetti artık.... |
 |
Yaşamaya Dair… |
|
Türkan Saylan'ı uğurlarken içimden "işte, ölümü yendi!" diyordum…
Türkan Saylan'ın İstanbul'da uğurlanışı, salt bir cenaze töreni olmaktan öte anlamlar taşıyordu. O anlamlar birbirinden çok farklı boyutlarla ele alınıp, farklı açılardan irdelenebilir. Bu töreni felsefi boyutuyla, toplumsal ve kültürel boyutuyla, politik boyutuyla değerlendirenler elbet olacaktır, olmalıdır da… |
 |
Sevgili Türkan Saylan'a: Son değil, başlangıç… |
|
"Sizden sonra ne olacak Türkan Hanım?" sorusuna, "Benden sonra, bir değil birçok Türkan Saylan olacak" yanıtı bile, Türkan Saylan'a dair ipuçları verir… |
 |
İstanbul- Berlin- Bodrum… |
|
İstanbul'da Türkan Saylan'a fahri doktora… Berlin'de "7 Tepenin 7 Mimarı Sergisi"… Bodrum'da Dibekli Han diye bir hazine… Çağdaş evrensel değerler bir kuşaktan ötekine geçerken… |
 |
Sayılar neyi söyler ?… |
|
Mardin'de nişanda 44 ölü… Bir gecede yetim öksüz kalan 70 çocuk… Yörede 80 bin korucu… 18'ine varmadan öldürülen, hapsedilen, yargılanan yüzlerce çocuk… |
 |
Fethiye'de atılan tohumlar… |
|
Fethiye'de pırıl pırıl bir güneş, çiçek açmış çılgın bir doğa ama en çok, en çok, çocukların kahkahaları, gençlerin gülüşmeleri… Yunus Nadi Kültür ve Sanat Günleri dendi mi aklıma ve yüreğime en çok o kahkahalar, o gülüşmeler dolacak!... |
 |
Devletten utanılır mı?… |
|
2002'deydi... DGM, Yaşar Kemal'i bir yazısı nedeniyle hapse mahkum etmişti.... (Belleksiz toplumuz, belki DGM'yi anımsamayanlar olur- DGM yani Devlet Güvenlik Mahkemesi...) Gerekçe "Halkı sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farkı göstererek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek"ti... |
 |
Ute Lemper büyüledi!… |
|
"Hoş geldiniz ekonominin çöküşüne, demokrasinin çöküşüne , özgürlüğün çöküşüne… Bugünlere hoş geldiniz!" diye sesleniyordu:
Sahnede bir ateş parçasıydı…. Sahnede bir buz dağıydı… Aşıktı, vamptı, afacan çocuktu, erotikti, dişiydi, erkeksiydi, komikti. Tarih bilincini üstlenmişti. Eleştiriyi, hesaplaşmayı, ironiyi üstlenmişti. Tiyatro, müzik, şan, kabare, dans, mim, pantomim sanatlarını ikinci bir ten gibi, eti, kemiği gibi içselleştirmişti! Geçmişle gelecek arasında durmuş bize sesleniyordu! |
 |
Pınar Selek Olayı ya da Hukuk ve Guguk!… |
|
Şu başlıktaki iki sözcüğün birbirini çağrıştırması, dilimizin rastlantısal muzipliğinden çok, içinde yaşadığımız gerçekler olsa gerek!
"Yaşamını ezilenlerin, ötekileştirilenlerin, mağdurların haklarını korumaya ve barışa adamış olan Pınar Selek, iki kez beraat ettiği bir davadan yeniden yargılanmak isteniyor. " |
 |
Vur / Yağmala / Yeniden... |
|
Tiyatroda "yeni dil"i tanımak , bugünü kavrayabilmek için…
Yüzünüze indirilen bir şamar… Fırlatılan her sözcüğün , değdiği her yeri dağlaması, yakıp yıkması… Fısıldanan her sözcüğün sizi şefkatle sarıp sarmalaması… Söylenen her sözcüğün, taşıdığından daha geniş bir alana yayılması, yayılması, yayılması… Söylenen her sözün ve söyleme biçiminin yeryüzünün tüm duygularını kapsaması… Ve sizi o duygularla yüzleşmek, hesaplaşmak zorunda bırakması… |
 |
Büyülü bir gece… |
|
Borusan İstanbul Filarmoni'den Leyla Gencer Kutlaması:
Önceki akşam Lütfi Kırdar Konser Salonunun fuayesine girdiğimde, sanki büyülü bir dünyaya adım atmıştım. Bir yanda Leyla Gencer'in en dışavurumcu dev fotoğrafları , öte yanda dünyanın belli başlı opera yapıları ve sahneleri, hepsi gelip fuayeye yerleşmişti… |
 |
İlk taşı günahsız olan atsın… |
|
Şu son günlerde gönlümde yatanı, dilimin ucunda düğümleneni avaz avaz haykırmak istiyorum: "İlk taşı günahsız olan atsın!"
Meğer tüm medyamız ne kadar demokrat, ne kadar özgürlükçü ve bağımsız, ne kadar adil, ne kadar insan hakları savunucusuymuş da benim şimdiye dek hiç haberim olmamış! |
 |
Zaman İçinde Müzik |
|
Önüm arkam sağım solum, baştan aşağı görüntü kirliliği… Rengarenk sakil bez parçaları tüm sokakları esir almış… Kimi çoktan kopmuş, kimi ha koptu ha kopacak iplere sıralanmış , şimdiden yırtılmış o "sarkaçlar" , trafik için de bir tehlike ama aldıran yok… Hangi renk, hangi bez parçası daha çok görünürse sanki seçimi o alacak gibi bir yarış... Deli mi bunlar? |
 |
Yaşam, Aşk , Ölüm, derken… |
|
Cumhuriyet'teki odamızdaydık. Kamil Masaracı , Ataol Behramoğlu ve ben… Kamil masasında oturmuş, açacağı serginin heyecanı içinde hazırlıklara dalmıştı; Ataol bilgisayarın önünde şiir düşlüyor, şiir düşünüyordu. Ben de ekran başında yaz, yaz, yazıyordum… Araya elbet, odamıza gelen giden ve sohbet karışıyordu… |
 |
Aşklar ve Gölgeler arasında... |
|
Nermin Er'den ışığın ironisi … Kamil Mataracı'dan "aşk vaziyetleri"...
Ne zamandır size bir sergiden söz etmek istiyordum. Ama araya güncel konular girince, hep bir hafta sonraya erteledim. Derken gözüm takvime ilişti! Eyvah bugün 13 Şubat! Bugün ve yarınınız var! Topu topuna iki gününüz kaldı Nermin Er'in Nev Galeri'deki sergisini görmeniz için! |
 |
Dünyanın tüm duyguları… |
|
Çello'yla sevişen, çelloyla bütünleşen efsanevi Yo-Yo Ma istanbul'daydı.
Afacan bir çocuk edasıyla güle oynaya, hoplaya sıçraya geldi, herkesi sanki kırk yıldır tanıyormuş gibiydi… Kocaman gülümsemesi , pırıl pırıl gözleriyle hepimizi kucakladığı yetmezmiş gibi, konuşurken kullandığı elleri kollarıyla da sarılacakmış gibiydi. |
 |
Orhan Duru, 10 yıl önce, bugünümüzü yazmıştı: |
|
Orhan Duru. Yıllarca birlikte çalıştığım arkadaşım. Önümde ufuklar açan yazar. Gözlemlerine, geleceği, ironiyi, eleştiriyi katan öykücü… Bir zamanlar, dergimin atardamarı…Kendini değil, işini önemseyen, sahici, dürüst, çalışkan, alçakgönüllü, bilgili, iyi insan…Ne yazsam hep eksik… |
 |
Kölelikten… Zirveye… |
|
Afrika kökenli Amerikalı yazar James Baldwin (1924-1987) yalnız usta bir yazar , insan yüreğinin derinliklerine işleyen, ilişkileri sorgulayan bir romancı değildi.
O, aynı zamanda bir çoğumuzun dostu, arkadaşıydı. "Burada rahat nefes alabiliyorum" diyen bir Türkiye aşığı, "bu gizemli kent bana çalışma dürtüsü veriyor" diyen bir İstanbul tutkunuydu. 70'li yıllarda onunla arkadaşlık etme şansım, onunla çalışma lüksüm oldu. |
 |
Hava Kurşun Gibi Ağır… |
|
Hava kurşun gibi ağır… Nazım Hikmet'in şiirindeki gibi… Kerem gibi… Ama "bağır bağır bağırıyorum" diyen de yok, kurşun eritmeye çağıran da… |
 |
Nazım Hep Yurttaşımdı... |
|
İçimden yeniden haykırmak geliyor:
"Beyler kendinize gelin! 1951 yılında alınan Nazım Hikmet'in yurttaşlıktan çıkarılma kararı tamamen politik bir karardı! Hukukla, mukukla ilgisi yoktu! Bunu bal gibi sizler de, dünya da biliyor!" |
 |
2009'un ilk günlerinde: Dünyanın Hali... |
|
Gazze, ölümün adı, kıyımın adı, acının adı bir süredir. Kan ve gözyaşının adı.İnsanın insana ettiği zulmün adı... 2008'in son günlerinde , insanı insanlığından utandıran İsrail saldırganlığı karşısında dünya sus pus...En çok yapabildikleri, kınama, o kadar... Caydırıcılık açısından kimse elini taşın altına koymaya yanaşmıyor, yanaşamaz.... Yıllardır süregelen savaşın, savaşların sürmesi gerek ki, bu düzen , bu silahlanma, bu korku, bu tehdit, bu sömürü düzeni sürebilsin. |
 |
Burası Türkiye… MHP ‘nin KA.DER'e açtığı dava… |
|
"Düşündüklerimiz ya da inandıklarımız nesneleri görüşümüzü etkiler." der eşsiz yazar John Berger "Görme Biçimleri" adlı kitabında. (Yıllar önce Metis Yayınlarından çıkmış bu kitabı okumadıysanız, asla geç değil… Sanat eseri resimlerden reklamlara, görselliği ve imgeleri algılamanın, anlamanın, eleştirel bir görme biçiminin manifestosu sayılır bu eser.) |
 |
Çatışmayla Uyumun Dansı ya da "Harem'de 1001 Gece" |
|
Bir ateşti, öteki su… Biri gürül gürül akıyordu, öteki alev alev yanıyordu… Birbiri ardından volkanlar patlıyorken, bir kelebeğin kanat sesini duyabiliyorduk… Fırtına öncesi sessizliği, fırtına boyunca elimizle tutabiliyor, duyarlığı avuçlarımıza alabiliyorduk… |
 |
Bilinçli Toplum… Bilinçli Birey |
|
Birinci Avrupa Tiyatro Forum'u , tiyatro mucizesinin hedefinde düşünce birliğine vardı…
Fransa'nın Nice kentinde , Akdeniz Üniversite Merkezi'nin görkemli kongre salonunda karizmatik konuşmacı, düşünür, yazar, gazeteci , eleştirmen, Bernard-Henri Lévy'yi dinliyoruz. |
 |
Bayram Sevinci… Yıldız Kenter… İdil Biret… |
|
Bayram bitti. Ekonomik kriz, kimse bir yere kıpırdamaz, deniyordu. Ama bana bir kez daha İstanbul bayramda boşalmış gibi geldi. Belki o "boşalmışlık" duygusu nedeniyle akan, ha bire akan kurban kanı kenti böylesine kapladı. Kentin içi dışı kan, yine kan, yine kan oldu… |
 |
"Kadın mal mı ki kotası olsun?" |
|
5 Aralık… Dünyada İnsan Hakları Haftasının başladığı gün… Doğal olarak olması gereken olmayınca, işte böyle haftalarla günlerle idare edeceksiniz artık…
5 Aralık … Aynı zamanda Dünya Gönüllüler günü… Gönüllü olarak bir şey yapan pek kalmadı. Emeğin yok sayıldığı ortamlarda nereden ne avanta kazanacağım tutkusu öylesine ağır basar oldu ki, maddi karşılık beklemeksizin çalışmak rafa kalktı. Ah manevi karşılığını bir bilseler, bilebilseler… |
 |
Ben takiye yapamıyorum… |
|
Birkaç hafta önceydi. Henüz Baykal ve CHP'nin "Kara Çarşaf açılımını" yaşamamıştık… O gün, bir çok gazetede aynı haber vardı: Haber özetle şöyleydi:
Suudi Arabistan'da bir din adamı "ilginç" bir fetva vermişti. Kara çarşaf kullanan kadınların iki gözü açık kalınca erkekler için "tahrik edici" (Büyük harflerle: TAHRİK EDİCİ ) olabiliyordu; bu nedenle adamımız, sadece tek gözü açık bırakan çarşaf ya da peçe kullanılmasını istiyordu... (Kaynak BBC.) |
 |
Önce Ekmek... Sonra Ahlak... |
|
İstanbul Bienali'nin kavramsal çerçevesi, Brech'ten esinlendi. Darısı herkesin başına.... |
 |
Safranbolu'dan Sevgilerle... |
|
Safranbolu'ya gönlümü kaptırdığımda, 70'li yılların başıydı. Kentlerin bir belleği olduğuna inanan ve hepimize hatırlatan Metin Sözen Hoca'nın peşine takılıp gitmiştim ilk kez! "Safranbolu'yu görmeyen insan,bu ülkede bir gözü kör gibidir" demişti! Bu söz üzerine gidip görmemek olur mu hiç! İki gözü bile az bulan ben, soluğu orada almıştım. O gün bugün fırsatı hiç kaçırmadım, her olanağı değerlendirip Safranbolu'ya gittim. |
 |
Kadın –erkek eşitliğinde Utanç verici yerimiz... |
|
"Türkiye Etiyopya'nın gerisinde" diyordu dünkü Cumhuriyet'teki başlık. Dünya Ekonomik Forumu'nun 130 ülke arasında yaptığı, kadın erkek eşitliği araştırmasında Türkiye sondan 7'nci olmuştu. Yani 123. sıradaydık. Azgelişmiş bir çok ülkenin gerisinde olduğumuz vurgulanıyordu! Haberin tüm ayrıntılarını okudunuz umarım. Rapordan birkaç sayıyı da ben ekleyeyim:
Tunus 103, Ürdün 104, Birleşik Arap Emirlikleri 105, Iran 116. sırada yer alarak bizden öndeydi. Türkiye'den sonra gelenler şöyle: , Mısır 124, Fas 125, Pakistan 127, Suudi Arabistan 128 ve Yemen 130. sırada! |
 |
Müziğin Gücü |
|
Sevgili Okurlar, eğer ,iki gündür şu raporla yatıp kalkmasaydım bugün size yalnız ve yalnız müziğin gücünden söz edecektim.
İzmir'li dostlarım telefonda sesleri titreyerek anlatıyorlar.
"Bugüne dek biz böyle bir şey yaşamadık" diye vurguluyorlar. En çok, "Halkapınar Spor Salonundaki 16 bin kişiden biri de bendim" diye yüreklerinin ateşini ortaya koyuyorlar. Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk'ün anısına Fazıl Say'ın "Nazım" oratoryosunu dinlemenin sevincini ve coşkusunu paylaşıyorlar! |
 |
Emek, Hayat , Edebiyat... |
|
O günleri yaşayanlar hiç unutmadı, unutamaz! 60'lı yıllar devrimci mücadele yıllarıydı...En çok, en çok umut yıllarıydı! Dünyada "Gerçekçi ol, imkansızı iste!" haykırışlarıyla, "düzen" sarsılırken, Türkiye'de mücadele bir kez daha ileri – geri kavgasında odaklanıyordu. Acılar çekiliyor, ağır bedeller ödeniyordu! ‘68'de Deniz Gezmiş tutuklandı. ‘69'da Beyazıt Meydanındaki genç ölüler, öğrenci ölüler , "Kanlı Pazar"ların ne ilk ne de son olmadığını kazıdı belleklerimize! 1970 Haziranında, Türkiye tarihinin en büyük işçi eylemlerinden biri gerçekleşti. Emek, 15-16 Haziran'da yürüyüşe geçti... Sonra 12 Mart 1971 darbesi ve yine baskı, yine işkence!. |
 |
Bugünkü Yazımı yazamadım... |
|
Sevgili Okurlar, bugünkü yazımı yazamadım. Çünkü...
... Çünkü iki gün önce, sabah saatlerinde bir torunum , öğleden sonra saatlerinde ise ikiz torunlarım dünyaya geldi. (Evet, ayni günde! Heyhat iki ayrı hastanede!) Kabul edin ki, ayni günde üç toruna daha sahip olmak pek rastlanır şey değil.... (İstanbul trafiğinde iki ayrı hastaneye yetişme kaosunu es geçiyorum!)
Zaten dört harika torunum vardı. Dört artı üç,etti mi size yedi! (Sayıyla 4+3=7)
Şu son iki gündür , yedi torun sahibi bir büyükanne olarak yaşadığım heyecan bir yana, aklım fikrim yalnız ve yalnız yedi'lerdeydi, yazıda falan değil. İşte bu nedenle bugsünkü yazımı yazamadım!
"Yedi'ler" deyince...Torunlardan yola çıkıp, Tasavvuf felsefesindeki "Ruhun yedi yükseliş mertebesinden" söz etmek bana düşmez elbet, ama Mevlana'nın yedi öğüdünü dillendirmek, paylaşmak, hiç fena olmayabilir...
İşte Mevlâna Celâleddîn-i Rûmi'nin yedi öğüdü:
-Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol.
-Şefkat ve merhamette güneş gibi ol.
-Başkalarının kusurlarını örtmede gece gibi ol.
-Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol.
-Alçak gönüllülükte toprak gibi ol.
-Hoşgörülükte deniz gibi ol.
-Olduğun gibi ol, göründüğün gibi ol!...
Hepinize iyi ve güzel bir Pazar günü diliyorum.
Cumhuriyet- 2 Kasım 2008 |
| |
Mimarın Düşü / Düş Çizgileri |
|
Mimarlar Odası 100. Yılı kutluyor: Müziğiyle mimariyi buluşturan Karman İnce'nin eserinin dünya prömiyeri yapıldı. Anladığım kadar her şey Afife Bartur'un başının altından çıktı! Günün birinde besteci, piyanist Karman İnce'ye, ABD'ye açtı telefonu, İstanbul Teknik Üniversitesi'nin 225. Yıldönümü için bir eser besteletmek istediklerini söyledi. Yıl 1998'di. Karman İnce önce çok şaşırdı... |
 |
Dağlarca… Dağlarda Açmış Bir Çocuk Çiçek |
|
Frankfurt'tayım... Yeryüzünün tüm kitapları, yeryüzünün tüm edebiyatı Frankfurt'ta... "Messe" sözcüğüyle yatıp, " Buch Messe" sözcükleriyle kalkıyoruz... Kentin sokakları o rengarenk labirenti andıran Türkiye yazılı afişlerle dolu... Fuar alanı başlı başına bir kent! Edebiyat ve Kitap İmparatorluğu Başkenti. |
 |
Frankfurt'ta Geceler... |
|
Frankfurt Kitap Fuarı'nın yöneticileri çok mutlu: Fuara ilgi patlaması varmış! Bunu Türkiye'nin onur konukluğuna bağlayanlar çoğunlukta!
Frankfurt'a gelen yazarlar çok mutlu: Her rastladığım yazar, kendisine gösterilen büyük ilgiyi bana anlatıyor! Şu son birkaç günde Alman basınında Orhan Pamuk dışında benim gözüme çarpan en geniş yayınlar Murathan Mungan, Oya Baydar, Elif Şafak ve Zülfü Livaneli hakkında. (Elbet görmediklerim de olmuştur!) |
 |
"Barışın Gelini" sergisi : Sanat ve dayanışma... |
|
Geçen hafta sonu ülkemin milyonlarca rengini, ışığını yansıtan ayna bir kez daha paramparça oldu! Her ayna parçası , üzerine yansıyan ölümün fotoğrafını çoğalttı, çoğalttı, çoğalttı; her cam kırığı daha derine, daha derine saplandı, yürekleri dağladı. |
 |
Metin And: Çağdaş bir Şaman… |
|
Büyücü, sihirbaz, çağdaş bir şaman…
Bir ayağı Anadolu'da, öteki ayağı Çin , Japonya, Endonezya'da…
Kollarını kocaman açtı mı, aynı anda hem Dionisos'u , hem Kathakali'yi kucaklayabilir… |
 |
Türkçem, Ses bayrağım... |
|
Ne zamandır yüreğimi terketmiyor şu birkaç dize:
"Günler ağır / Günler ölüm haberleriyle geliyor./ Düşman haşin / zalim / ve kurnaz."
Nazım Hikmet'in "Zafere dair" adlı şiirinden dilime, yüreğime takılan dizelerin zaferle falan hiç ilgisi yok... Günlerin ağırlığı adaletin gecikmesinden, yargının siyasallaşmasından ve en çok da artarda gelen bebek ölümlerinden... |
 |
Bedenlerin ritmi ve şiiri… |
|
İşte sahnedeler. Alvin Ailey topluluğunun dansçıları… Hepsi çok genç. Öyle bir enerjileri, öyle bir dinamizmleri var ki sonsuz gençlik iksirinden içmişler diyorsunuz… Onların peşi sıra sürüklenirken, oturduğunuz yerde soluk soluğa kalan siz oluyorsunuz… Sonra bir bakıyorsunuz sanki hepsi bin yaşında! İnsanlığın, hele hele siyah ırkın tüm tarihini, nereden gelip nereye gittiğinin öyküsünü anlatan birer bilge her biri… |
 |
Günaydıııııııııııııın !!! |
|
İçimden avazım çıktığı kadar "günaydııııın!" diye haykırmak geliyor.
AKP yi ve Tayyip Erdoğan'ı , "Oh yaşasın, memlekete demokrasi getirdi!" diye alkışlayanlar, sanki şimdilerde "uyanır" gibi oldular... Bence , meslektaşların çoğu zaten "uyanıktı" da, fazlaca uyanıklıktan yani işlerine geldiğinden, uyur gibi yapıp AKP'yi ve Erdoğan'ı demokrasi havarisi ilan ettiler! |
 |
Barış Ne Zaman? |
|
Didim ‘de 13.Barış Şenliği düşleri ve umutları kanatlandırdı...
1 Eylül Dünya barış gününden başlayarak, Türkiye'nin bir çok yerinde barış kavramına yönelik etkinlikler yer aldı, açıklamalar yapıldı, umutlar serpildi, şiddet ve savaş lanetlendi... Şiddeti dışlamak için sadece sözün yeterli olmadığını bile bile bu tür etkinlikleri destekliyorum. Neden mi? Düşleri ve umutları kanatlandırdığı için, özlemlerde yalnız olmadığımızı birbirimize hissettirmek için... |
 |
D-Marin Festivali ve Vatan… |
|
Bodrum yarımadasında günbatımları, insanın içinde fırtınalar koparacak nitelikte. Turgutreis'te D-Marin Müzik Festivali'ndeyim. Açılış konserini beklerken önce muhteşem bir gün batımı şöleni... Güneş, alev alev bağıra çağıra haykırarak batıyor... Uçsuz bucaksız denize gömülürken güneş, benim aklım Şükran Güngör'de ve Yıldız Kenter'de. Koya tepeden bakan Karabağ Mezarlığında dinleniyor Şükran Güngör. Çevresini zeytin ağaçları, serviler, rengarenk bugenvilyalar, kendiliğinden bitiveren yabani orkideler. Şimdi bulunduğum tepede Yıldız Kenter'le günbatımındaki sohbetlerimizi anımsıyor ve şükrediyorum böyle sanatçılarla zenginleşme olanağı bulduğumuz için ... |
 |
Salsburg'dan Verona'ya… |
|
Yaz gitti gidiyor… Festivaller de öyle…Orhan Veli'yi deli eden "bu güzel havalar" artık sadece susuzluğu, kuraklığı ya da içine arsenik karışan suları çağrıştırdığından beri aşk mevsimi sonbahara kayar oldu. Ya da bana öyle gelir oldu… Dönelim konumuza: Yaz Festivallerine:
Önceki sabah Salzburg'dan bir arkadaşım telefon etti: "Bil bakalım ne oldu! Müthiş bir ‘Romeo ve Juliet' izledim! Muhteşemdi! Burada herkes ondan söz ediyor! Veee… " (Biliyordum ama bilmiyormuş gibi yaptım ki, heyecanı sürsün!) |
 |
Geleceğe ve çağdaşlığa yatırım… |
(Leyla Gencer Şan Yarışması için geri sayım başlıyor… )
Geçen hafta bu köşede "Aydınlığın Beden Sesi" yazımı okuyanlar yaz sıcaklarının başıma vurduğunu ya da ülke gelişmeleri karşısında mantık akıl dengemi yitirdiğimi sanmış olabilirler… Yakında İstanbul'da izleyeceğimiz Alvin Ailey Dans Topluluğu'ndan söz ederken, işte fotoğrafta yeryüzünün belki de en "güzel" kadın siluetine sahip Judith Jamison diyorum. Oysa siz fotoğrafta yine ırkının güzel ama erkek temsilcisini görüyorsunuz. (Tamam erkek kadın giderek birbirine benzemeye başladı ama bu kadar da değil!) Alvin Ailey'in "Aydınlanma" adlı en ünlü eserinin tüm topluluğun katılımıyla tabutu başında saygı duruşu niyetine tekrarlandığını göresiniz diye işte fotoğrafı diyorum. |
 |
Aydınlığın Beden Sesi… |
Kimi zaman kendimi çooooooooooook çok yaşamışım gibi hissediyorum. Yaşlanmış değil, çoook yaşamış.
Geçen hafta hem Cumhuriyet'te hem de öteki gazetelerde bir sanat haberi vardı: Alvin Ailey Dans Tiyatrosu17-19 Eylül'de İstanbul'a geliyor diye… Çevremdeki gençler nasıl bir şeydir diye sormaya başladılar. Ben de daldım gittim taa çok eskilere… |
 |
Hiroşima: Dün müydü yarın mı?... |
Amerikan Hava Kuvvetlerinin saldırıları Japon kentlerini çoktan yerle bir etmişti. Artık Japonların yenilgisine kesin gözüyle bakılıyor , bir an önce teslim olmaları bekleniyordu. 5 Ağustos gecesi, gece yarısından hemen sonra hava saldırısının habercisi sirenler, bu kez Hiroşima'da duyuldu. Millet sığınaklara koşuştu. Sabaha karşı 02:10'da tehlikenin geçtiği bildirildi. Herkes evine döndü. Çevredeki kentlerden, sanayi kuruluşlarından, lise ve üniversitelerden Hiroşima'ya gelmiş "Gönüllü Gençlik Birimleri" o sabah saat yedide işe başladı. Pırıl pırıl bir hava vardı… |
 |
Düşsel bir gerçeklik… |
Üç durak… Üç Mekan… Üç çılgın düş… Üç gerçeklik… Üçünün de yaratıcısı o. Yani Salvador Dali
Üçü de Salvador Dali'nin yaratıcı dehasının eseri. Üçü de bilinçaltının oyunlarıyla bezeli. Üçü de İmgeler zenginliğiyle dolu. Üçüne de düşsel bir gerçeklik , büyülü bir gerçeklik sinmiş. Üçü de şaşırtıcı, üçü de büyüleyici… |
 |
Salvador Dali ve Ben… |
|
Sabancı Müzesi müthiş, Müze Müdürü Nazan Ölçer muhteşem! Yakında dev bir olay daha gerçekleştiriyorlar! "İstanbul'da Bir Sürrealist: Salvador Dalí" başlıklı sergi, 20 Eylül'de açılacak. Üstelik Dalí Vakfı koleksiyonuna ait eserlerle vakıf dışında gerçekleştirilen en kapsamlı retrospektif sergi! ("Müthiş" ve "muhteşem" sürrealistlerin bayıldığı sözcükler bilesiniz!) |
 |
| Bir gün öyle, bir gün böyle konuşmak... |
Tanığım. Oradaydım. Kulaklarımla duydum.
Çok değil birkaç ay önceydi. Nisan ayı... Rusya'da bir yıla yayılmış "Türkiye Kültür Yılı"nın önemli bir durağındaydık... 7 Nisan akşamıydı. Moskova'da görkemli konser salonunda Fazıl Say'ın "Nazım Oratoryosu"nu dinlemiştik. Konserden sonraydı... |
 |
| Uluslararası Almada Tiyatro Festivali 25. Yılında... |
Uluslararası Almada Tiyatro Festivali'nden gelen çağrıda "Beden dili ve Sahne Uygulamaları" konusunda bir kolokyum yapılacağı belirtiliyor ve tüm konuşmacılardan kendi ülkelerinden yola çıkarak konuşmaları isteniyordu... Kolları sıvadım, hazırlığımı yaptım ve kendimi Almada'da buldum! |
 |
| AKP Karanlığı... |
Sivas Katliamının 15. yılında ibret verici olaylar yaşıyoruz... Gerici, yobaz, dinci faşistlerin, şeriat tutkunlarının, gözü dönmüş katillerin, 35 insanı diri diri yaktıkları Sivas katliamının 15. yılı... (Sanıkların çıkarıldıkları mahkemede duruşmaları izlemiş biri olarak, bir önceki cümlede bilinçle seçtiğim sıfatların, bu canileri tanımlamakta yetersiz bile kaldığının bilincindeyim!)
Günlerdir Cumhuriyet'te Attila Aşut'un geniş kapsamlı "Sivas Katliamı" dizisini okuyorsunuz... |
 |
| Cehennemi yok saydı... |
Adın? 13583... Annenin adı? 431251... Babanın? 879213... Kurşunlar beynini parçalarken ne duydun? 42788543... Sevdiğin çiçeğin adı? 6473127...
"Replika" oyununun diyaloğuydu bunlar... Onlar, yani sayılar, tutuklulardır, savaşlarda ölenlerdir, işkencede ölenlerdir, savaş dışında katledilenlerdir, toplama kamplarına, tel örgülere, mahkum edilenlerdir... |
 |
İzmir'de Sarah Chang fırtınası... |
Çocukluğumda kocaman görünürdü İzmir'deki Elhambra Sineması... Sahnesi git git bitmez, koltukları say say tükenmez, balkonu gökyüzüne uzanır, locaları herkesi kıskandırırdı. Şehre gelen en güzel filmler hep orada seyredilirdi...
Elhambra sineması'nın mimarisinin güzelliğini, değerini kavramam için büyümem gerekiyordu. Büyüdüğümde ise çoook eskimiş, yıkılmaya ya da bir beton yığınına, bir alışveriş merkezine dönüştürülmeye hazırdı... Dile kolay: bir zamanların"Milli Kütüphane Sineması" 1912 yılında inşa edilmişti. Neo-Klasik biçimde, zarif bir kubbeyle taçlanmış, mermer sütunları, kemerli kapıları, görkemli avizeleriyle, Naci Kalmukov'un duvar resimleriyle bir"mücevher"... |
 |
Kurtarılmış Mekan: Süreyya Opera Binası |
Biliyorum, çok geç kaldım... Gidip görmekte, coşup heyecanlanmakta, bu heyecanı sizlerle paylaşmakta," heeeey ne duruyorsunuz, gidin o mekanı mutlak görün, orada mutlak bir opera, bir konser yaşayın" diye haykırmakta, çok çok geç kaldım!
Kadiköy'deki Süreyya Opera binası'ndan söz ediyorum... |
 |
Leyla Gencer'in sesi Boğaz'daydı... |
Bir yanda en yüksek yargıyla kavgalı bir hükümet, Cumhuriyet ilkelerine savaş açmış bir hükümet... Öte yanda "Atatürk'ü hiç sevmem"..."85 Yıldır çektiğim çilenin müsebbibi odur" diyen ; "Yabancı manda altında inançlarımızı daha özgür yaşayabilirdik" gafletinde ve cehaletinde kadınlar... İkisinin ortasında Hülya Avşar'ın karşısında gülücükler dağıtan bir Başbakan...
Belki de televizyonda o açıklamaları yapan kadınlara teşekkür etmemiz gerek: AKP medyasının, "liberal" geçinen aydınların, "AKP ile özgürleşildiğini", "türbanla, çarşafla demokratikleştiğimize inanan aymazların göremediği, kavrayamadığını herkese gösterdikleri için... |
 |
Afrodisias'ı gidin görün! |
Ne biçim bir ülke burası diye şaşmaktan kendini alamıyor insan... Bir gün bulutların üzerinde uçuyorum ertesi gün dipsiz kuyuların en dibine yuvarlanıyorum. Kimi kez aynı gün, ayni zaman dilimi içinde ikisi arasında gidip geliyorum...
Antik kent Afrodisias'da yaşadığım olağanüstü bir günü düşünüyorum. Olağanüstülük, sadece muhteşem sanat tarihi ve kültür mirasından kaynaklanmıyordu. Olağanüstülük en çok, en çok, bir avuç insanın çılgınca azmiyle, canla başla çalışıp, olanaksızı olur kılmalarından kaynaklanıyordu... Aydın'a bağlı Geyre'de ben bu mutluluğu yaşadığım sırada, Sapanca'da Ulusal Kürek Takımında yarışan kürekçilere, "vay siz burada nasıl şortla dolaşırsınız" diye sille tokat girişiliyordu! |
 |
Yalnız ve güzel ülkem... |
Nuri Bilge Ceylan'ın Cannes'da kazandığı ödül ve ödülünü alırken yaptığı konuşma herkes gibi beni de çok etkiledi. "Tutkuyla sevdiğim yalnız ve güzel ülkeme..."
Şu birkaç sözcüğe hepimiz farklı farklı anlamlar yükledik, hala da yüklemeye devam ediyoruz. |
 |
Mahzar Şevket İpşiroğlu : |
İyi-Güzel-Doğru'yu , gelecek kuşaklara aktaran öncü bir düşünür:
Meğer Türkiye'de Müslümanlar dinini özgürce yaşayamıyormuş ... Meğer Türkiye'de Müslümanlar dinini özgürce yaşayamıyormuş....
İnanamıyorum: Bu, "Sokaktaki adamın", Sivas Katliamını yapanların, fanatik köktendinci bir köşe yazarının düşüncesi değil, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Dışişleri Bakanı'nın düşüncesi: |
 |
Küller ve İzler... |
Cuma sabahı çok erken indim, Kuruçeşme sahiline... Tek başıma...Bekledim... Sabah, sanki her sabahtan daha erken ağarmıştı. Ya da bana öyle geldi, heyecandan...Güneş, inadına parlıyordu. Çok sıcak değildi. Soğuk, hiç değildi... Tatlı yumuşak bir rüzgar...
Hani Yahya Kemal "Deniz Türküsü"nde der ya: "... Etraf ağarır. / Som gümüşten sular üstünde, giderken ileri / Ta uzaklarda şafak bir bir açar perdeleri... / Musikiye bir alem kesilir çalkantı! / Ve nihayet görünür gök ve deniz saltanatı. " |
 |
Türkiye'nin Kültür Bakanı bir Açıklama borçlu! |
Milano'da önceki gün gerçekleştirilen Leyla Gencer'i uğurlama töreninde bence Türkiye Cumhuriyeti'nin Devlet Başkanı, Başbakanı ve Kültür Bakanının hazır bulunması gerekirdi!
Gerekirdi çünkü, Türkiye'den çıkıp, son nefesine kadar ikinci bir ülke vatandaşlığını ve pasaportunu ret eden, Türk kimliğine sonuna dek sahip çıkan ve dünya evrensel çağdaş ortak kültür birikimine, evrensel çağdaş müzik ve opera tarihine bunca hizmet etmiş bir ikinci insanımız yok! Leyla Gencer bu açıdan tekti! İkinci bir "Leyla Gencer"imiz yok! |
 |
La Diva Turca: Son yolculuk... |
Milano'da Viale Maino'da 17 numaralı apartman... Leyla Gencer'in 40 yılı aşkın süredir yaşadığı apartman... Önü çiçeklerle dolu... Avluyu geçerken başımı kaldırıp balkona bakıyorum. O balkondan bin kez bana el salladı. Karşılarken, yolcu ederken... Bu kez, biz onu yolcu edeceğiz, son yolculuğuna...
Apartman dairesinden içeri giriyorum... İçeride herkes fısıltıyla konuşuyor. Sabahın erken saatleri ama şimdiden ziyaretçiler dolu... Gençler, öğrencileri, daha yaşlılar, çok yaşlılar (hayranları, müzisyenler.) Aile yakınları, İstanbul Kültür Sanat Vakfı Müdürü Görgün Taner, Ank. Devlet Opera Balesi Genel Md. Rengim Gökberk, İst Dev. Opera Balesi Müdürü Suat Arıkan, ilk gözüme çarpanlar... |
 |
Ölümde bile kusursuzluğu aradı |
Leyla Gencer'i kaybettik... Kötü haberin çok gecikmeyeceğini biliyordum ama acısına, Leyla Gencer'in yokluğuna kendimi hiç mi hiç hazırlanmamıştım!
Bir süre önce Milano İstanbul arası telefonla konuştuğumuzda, "Hayır şimdi gelme Milano'ya. Hastaneden çıkayım, biraz güçleneyim, öyle gelirsin" demişti... |
 |
"68 Baharı" ndan "1 Mayıs" lara |
Ülkemizde nicedir emek yok sayılıyor. Ülkemizdeki değer ölçüleri hiyerarşisinde, emek giderek en alt sıralara itiliyor. Emeğin yerini alan başka yollar, yöntemlerle günden güne palazlananlar, elbet emekçilerden korkarlar. Dün tanıklık ettiğimiz işte bu korkunun tezahüratıydı! Korkuya , "ben daha güçlüyüm ona göre!" tehdidinin dışa vurumu eklenince 1 Mayıs bayramı kabusa dönüştü!
Barikatlar, bariyerler, tel örgüler... Dapadar sokaklarda, geniş caddelerde, meydanlarda panzerler... Gözleri yakan, genzi yakan, deriyi yakan biber gazı... Basınçlı suyla insanları geri püskürtme...İnip kalkan coplar... Bir kişiye saldıran onlarca insan... Gaz maskeleri, silahlar, coplar, kalkanlar, insan duvarları... |
 |
Nasıl Seçim Yapmalı ? |
Bugünkü yazımı Başbakanın "baş olmayanlar"dan duyduğu nefreti açık seçik ortaya koyan "Ayaklar baş olunca kıyamet kopar" incisine mi ayırsam... Yoksa yine ülkemizde giderek yaygınlaşan, kadınlara yönelik şiddet, öfke, nefrete mi.... Bu nefretin, tecavüzün ve tacizin gemi azıya aldığı bir ortamda, dünyaya "Türk Modası" diye lanse edilen tesettür defilesinin bence insana, kadına ve erkeğe hakaret niteliğindeki o görüntüleri üzerine mi yazsam... Hele defile sırasında bile namazı kaçırmayan o sakallı erkek izleyicilerin bana neden Dünya Ekonomik Forumunun Raporunu anımsattığını mı yazsam... |
 |
Tiyatroda Yeni Arayışlar... |
Yukarıdaki başlığı yazdım ve durdum... Selanik'teydim... Dünyanın her yerinden gelmiş 200 kadar tiyatro insanı (daha çok eleştirmen ve araştırmacı, daha az yazar ve sanatçı) bu kente akın etmişti. Çünkü 2008 Avrupa Tiyatro Ödül töreni buradaydı. Hem de dört gün boyunca sabahtan akşama panel, seminer, tartışmalara katılıyor hem de günde birkaç temsil izliyorduk... Katılımcılar, başlıklar, yöntemler değişiyor, ana tema değişmiyordu: Tiyatroda yeni arayışlar...
Pippa Bacca... İtalyan bir performans sanatçısı... O da kendi sanatında yeni arayışlar içindeydi. Yaşamla sanatın en iç içe geçtiği alanda, performansta sürdürüyordu arayışını... Eğer yolu benim ülkemden geçmeseydi, belki bugün yaşıyor olacaktı... Eğer yolu Türkiye'den geçmeseydi, Milano'da başladığı performansını, düşlediği, düşündüğü, tasarladığı gibi Filistin'de bitirebilecekti... |
 |
"Elveda Dünya Merhaba Kainat" |
Moskova'da önceki gün Fazıl Say'ın "Nazım Oratoryo"suyla başlayan Rusya'daki "Türkiye Kültür Yılı" 21 Aralıkta, bir başka muhteşem buluşmayla Kerem Görsev'in St Petersbourg Senfoni Orkestrasıyla vereceği konserle sona erecek.
Bu ikisi arasında Gülsin Onay'ın, Ayşe Tütüncü'nün klasik ve cazın sınırlarını zorladığı konserler, Tarkan'ın Hermitage meydanındaki Açıkhava konseri, Geleneksel Türk Halk Müziğinin en başarılı yorumcuklarından Türk Dünyası Müzik Topluluğu, sonra Taksim Trio ‘nun konseri... Ara Güler sergisi... Bu ikisi arasında başka keyifli buluşmaLar: Emre Aracı'nın Rus Viva Musica orkestrasıyla buluşması... Kremlin Sarayı'nda Kızıl Ordu Korosu, Mehter Takımı ve Okay Temiz Perküsyon Grubu'nun buluşması ... |
 |
İzmir'i kucaklamak ve İkiyüzlülüklerle yüzleşmek... |
Bize biçilen rolü "Ilımlı-İslam devleti" olmayı kabullenirsek, ne Expo kazanabiliriz ne de ayırımcılığı önleyebiliriz...
Bugün Uluslararası İstanbul Film Festivali açılıyor. 27. kez açılıyor.... Yaşamımın 27 yılına damgasını vurmuş filmler, anılar, anlar... Yüreğimde Onat Kurlar'ın ve Yavuzer Çetinkaya'nın fısıldadıkları... Hülya Uçansu'ya göz kırpıyorum... Sinemanın gücü... Derken, Cladio Cardinale çağrışımları...
(Hayır hayır, bunları yazmanın sırası değil şimdi...)
Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali'nin programı açıklandı. Heyecan verici bir program! Kıpır kıpır, genç, alternatif arayışlar, sorgulamalar... Aslan arkadaşım festival direktörü Dikmen Gürün!
Yaşasın İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı!
(Hayır hayır, bunları da yazmanın sırası değil şimdi...) |
 |
İçimizdeki Şiddet... |
Tam gazetenin önündeydim. Ana caddede değil, dar sokakta. Ancak tek arabanın geçebildiği dar sokakta... Gazeteye girmek için karşı kaldırıma geçmem gerek... Tek sıra otomobil zinciri zaten gıdım gıdım ilerliyor... Tam karşıya geçerken... Taksi hızla üzerime geldi. Sürücüsü "Taliban sakallı" yaşlı bir adam. Üzerime üzerime sürüyor; bakışından ve ağzını oynatmasından okkalı bir küfür salladığını çıkartıyorum. Karşıdan karşıya geçmeme mi sinirleniyor, kadın olduğuma mı, yoksa başımın açık olduğuna mı, anlamış değilim! Yüreğim ağzıma gelmiş, ama aynı zamanda tepem atmış durumdayım!
O an dar sokağın ortasında, tam ortasında duruverdim. Taksi de durmuş, mecburiyetten! Ellerim belimde, ayaklarımı asfaltta kenetlenmiş avaz avaz haykırıyorum: Hadi gel ez beni! Ezsene! Daha ne duruyorsun! Hadi çiğne geç! |
 |
İlhan Ağabey sesleniyor... |
"Unutmuştum onu.
Dün mutfağın penceresinden baktığımda gördüm; Japon gülü çiçek açmış.
Duvarın dibinde, arsız sarmaşığın nefti kuytuluğunda, mavi çamın dibinde, incecik yapraksız dallarında, tanımsız güzelliğiyle bana gülümsüyordu Japon gülü.
Bir kuş pencerenin pervazına kondu, bir kibritin alevi parladı, bir bulutun gölgesi yere vurdu. O an anımsadım. Annemin bahçesinden onu iki yıl önce alıp getirmiştik. Kar, kış, fırtına, don, yaz, güz, sıcak, kurak demeden yeni toprağına tutunmuştu. |
 |
Bugün Dünya Şiir Günü: Şiirsiz kalmayın! |
Ne zamandır, başucumda iki kitap... İçim çok acıdığında, ülkemle ilgili endişelerim arttığında, tünelin ucunda hiçbir ışık göremediğimde sarılıyorum bu iki kitaba. Biri Ataol Behramoğlu'nun "Beyaz, İpek Gibi Yağdı Kar" ; öteki Cevat Çapan'ın "Şiir Çevir Denize At" ... İkisi de Cumhuriyet Kitapları'ndan kısa bir süre önce çıktı.
Ataol Behramoğlu'nun 50 yıllık şiir yazma serüveninden seçilmiş 100 şiiri bir araya getiren "Beyaz İpek Gibi Yağdı Kar"ın sayfaları arasında dolaşırken, sanki kendi bireysel tarihime de kuşbakışı bakıyor gibiydim... Arka fonda hep bu ülke vardı... Farklı dönemlerden, farklı duyarlıklardan, farklı birikimlerden damıtılmış dizelerin ortak yanı ise her daim genç, her daim aşık, her daim direnişte olmalarıydı! |
 |
Feminizm ahlaksızlık değildir! |
Aklım almıyor! Sanki bir düğmeye basıldı ve dört bir yandan, her yandan aşağıdan yukarıdan, sağdan soldan, bilinen ve bilinmeyen her bir yandan kadınlara karşı saldırıya geçildi!
Hani, yeni bir şey değil, hep böyleydi diyeceğim ama Dünya Emekçi Kadınlar Gününde Başbakanın birbiri ardından patlattığı inciler bu saldırılarla birleşince sistematik bir dayatmacılığa, baskıya, şiddete dönüşür oldu.
AKP iktidarıyla kadınlara karşı ayırımcılık bin kat artmıştır. Hızla baskıcı ve totaliter bir tavra yönelmiştir. Başbakan'ın bir zamanlar sözünü ettiği "toplumsal mütabakat" çoktan bir yana atıldı, saflar güç gösterisine, "çoğunluk bende" yarışına girdi ki, bundan tehlikeli bir şey olamaz! |
 |
Ayırımcılıktan öte... |
Sevgili Okurlar, Mart ayının bu ilk Pazar günü, siz bu yazıyı okuduğunuzda Nilgün Cerrahoğlu'yla birlikte, Almanya'da, Münih ve Ulm'da kadın sorunları üzerine konuşmuş ve konuşuyor olacağız. Malum önümüz 8 Mart, Dünya Kadınlar günü... Önümüzdeki günlerde kadın ve kadına ilişkin sorunlar üzerine bol bol yazılacak, çizilecek, tartışılacak... Yetkililer bir kez daha, tutulmayacak sözler verecekler kadınlara ... Sonra...
Sonra, eski tas eski hamam demeyeceğim...Çünkü kadınlar var oldukça, kendilerine karşı uygulanan ayırımcılığa karşı mücadeleyi sürdürecekler. Bugüne dek olduğu gibi sürdürecekler... |
 |
"Duygu Asena Ödülü"nün kaldırılmasını kınıyorum! |
Kadın Hakları İnsan Haklarıdır!
Ayıptır! Bir süredir korkunç bir ayıp, bu kez PEN Derneği aracılığıyla işlenmekte!
Bu sayfalarda Özge Keskin'in haberinden okumuşsunuzdur: Uluslararası PEN Türkiye Merkezi "Duygu Asena Ödülü"nü kaldırdı. Anımsayacaksınız, 30 Temmuz 2006'da, en verimli çağında yitirdiğimiz yazar ve kadın hakları savunucusu Duygu Asena'nın adına konan ödülün ilkine "Latife Hanım" adlı kitabıyla İpek Çalışlar değer görülmüştü. Bence çok değerli jüri üyelerinin, muhteşem bir seçimiydi. Üyesi olduğum PEN'le gurur duymama neden olan bir olaydı bu ödül ve bu seçim. |
 |
Savaştayız... |
Başlığı böyle yazınca insan tuhaf oluyor değil mi...
Okuduğunuz binlerce başlık, binlerce haber, yazı, dinlediğiniz onca ayrıntılı açıklama, evinizden içeri, yemek sofranızdan içeri, kulağınızdan, yüreğinizden içeri sokulan onca sözcük, onca tanımlama aynı etkiyi yapmıyor...
"Harekat" sözcüğü, "Operasyon" sözcüğü, bir ülkenin topyekün savaşa girdiğini bence tam olarak açıklamıyor... Harekatın adı "Barış harekatı" olsa bile... |
 |
Örtünün örttükleri... |
Demirel'in "fevkalade üzgün" ve de "ıztırap içinde" olduğu günlerle, Başbakan'ın "Bir takım medyaya" kin, öfke, şiddet ve tehdit savurduğu günler üst üste örtüştü!
Bu örtüşmeden benim payıma kahkahalar düştü... Bugüne gelinceye dek Demirel'in dini referansları kendi politikalarına nasıl alet ettiğini hatırladıkça "Günaydııııın" ya da "sabah şerifler hayır ola" diye avaz avaz haykırmak geldi içimden. |
 |
Leyla Gencer Heykeli Maçka'ya... |
Kadınları örtmenin kapatmanın "özgürlük" diye sunulduğu bir süreçte yaşıyoruz. Bu örtmeyi kapatmayı meşrulaştırıp, yaygınlaştırmayı, giderek dayatmayı hedef edinmişlerin egemenliğinde bir süreç... Kimi "aydınlar" da buna "demokrasi" diyorlar... Ülkemizde bir yandan bunlar olurken, bir yandan da kültür sanat ve bilim adına, çağdaş ve evrensel değerler adına, insanı "İnsan" yapan değerler adına, yaratıcılık adına, didinip çalışanlar var. İçinde yaşadığımız bu ortamda "ölmemek" için, bunalmamak için, mücadeleyi sürdürebilmek için bu çabalara, emeklere sığınıp, bunları sizlerle paylaşmaya çalışıyorum. İşte bunlardan biri daha: |
 |
Hey Millet: Türban Kadın Sorunudur! |
İnanılır gibi değil! Türban konusundaki tartışmaları izledikçe, hele hele erkeklerin bu konuda ahkam kesişlerini izledikçe çıldırmamak işten değil!
AKP ve MHP'nin "türban"ı getirdiği yer, benim görüşüme göre ne dinidir, ne de dini vecibeleri yerine getirmekle, bireysel inanç özgürlüğüyle ilgilidir. Hele hele üniversite çağındaki kızların okuma, eğitim hakkıyla; kadınların eşitlik, bağımsızlık, özgürlük yolundaki adımlarıyla hiç ama hiç ilgisi yoktur! |
 |
Başı açık olmak ahlaksızlık derlerse şaşmayın! |
Bu ülkede sanki başka hiç ama hiçbir sorun yokmuş gibi...
İnsanlarımız her an ölümle burun buruna yaşamıyorlarmış gibi... Yaşamak, rastlantısal değilmiş gibi...
İnsanlarımız silahlı çatışmalarda ölmüyor, öldürmüyormuş gibi... Kardeş kardeşi vurmuyormuş gibi... Analar, acaba dağdaki çocuğumun mu, yoksa askerdeki çocuğumun mu ölüm haberini alacağım diye, her gün yeniden yeniden, yenibaştan ölmüyormuş gibi... |
 |
Dostlar Tiyatrosu'ndan : "Sivas '93..." |
Ortaçağda değil, yüzyıl önce değil, Cumhuriyet Türkiye'si öncesinde değil... Bundan on beş yıl önceydi. Sivas'taydı. 2 Temmuz 1993'deydi... Cehaletin eyleme geçtiği gün ve geceydi... İnsanı, insanlığı, insanı insan yapan değerleri, ama aynı zamanda Laik Cumhuriyeti, hukuk ilkelerini, çağdaşlığın tüm değer yargılarını yok sayan bir zihniyetin 37 insanımızı katlettiği, öldürdüğü, yaktığı gün ve gece... Vicdanın yok edildiği, insanlığın utanç ve vahşet günü ve gecesi... |
 |
| |
Bu şiddetin neresindesiniz? |
Geçen Pazar, "ölümün sırayı şaşırmadığı, çocukların gençlerin ölmediği bir yeni yıl" dileyerek bitirmiştim yazımı... Geçen yılın son günleriydi... İçimden bir ses bitsin artık şu uğursuz 2007 diye haykırıp duruyordu. Sanki yıl değişince, bütün bir yıla egemen olan şiddet sarmalı da ortadan kalkacaktı!
Ne büyük yanılgı. Yeni yılın ilk günleriyle birlikte yeniden kana, şiddete bulandık! Hem de şiddetten en uzak kalınması gereken Diyarbakır'da! Ölüm yine sırayı şaşırdı! Terör önce öğrencileri vurdu! |
 |
| |
|
 |
 |
 |
| |
 |
 |
| |
Notalar yelken açtı... |
| |
Bir nota, bir nota daha, bir nota daha... Hepsi birer yelken takmış önüne, rüzgarı almış peşine, denize açılıyor! Yola çıktıkları liman, Bodrum Turgutreis’deki D-Marin...Ufka doğru denizin üzerinde kayıyorlar. (Bana inanmazsanız, dört bir yandaki afişlere bakın!) Ulaştıkları yer ise insan ruhunun, her birimizin yüreğinin derinlikleri...
|
|
| |
 |
| |
Selmi Andak - Sevgi ve Saygı yumağı |
| |
"Adı , soyadı
Açılır parantez
Doğduğu yıl, çizgi, öldüğü yıl, bitti.
Kapanır parantez.
(...)
Parantezin içindeki çizgi
Ne varsa orda
Ümidi, korkusu, gözyaşı, sevinci
Ne varsa orda. "
|
|
| |
 |
| |
Gazeteciler işi bırakınca… |
| |
Çok öfkeliydi… Karşılaştığımız an açtı ağzını yumdu gözünü.
“Adam kendini kral sanıyor! Kral gibi davranıyor, kral gibi buyruklar yağdırıyor; kral gibi önüne geleni haşlıyor! Ama inan krallarda en azından biraz terbiye, görgü olurdu, bunda o da yok!”
|
|
| |
 |
| |
Temmuz Acısı… |
| |
Ben sanırdım ki sanat ve kültür yaşamımız, edebiyat dünyamız en çok sonbaharda fire verir… Değil! Değilmiş meğer! Temmuz ayı, sonbahardan beter!
|
|
| |
 |
| |
Rizeliye Bak Sen! |
| |
Hani kendi kulaklarımla duymasam, kendi gözlerimle görmesem, inanmayacağım! Yok artık uyduruyor bu gazeteler, hepsi ağız birliği etmiş uyduruyor! Hiç kimse, hele hele bir belediye başkanı asla böyle laf etmez diyeceğim!
|
|
| |
 |
| |
Napoli Yollarında |
| |
Sevgili okurlar, sizler bu yazıyı okuduğunuzda ben Napoli’de olacağım… Hem bu yıl üçüncüsü gerçekleştirilen “Napoli Tiyatro Festivali”nin son temsillerini izleyeceğim; hem de önümüzdeki yıl ilk kez yapılacak “Akdeniz Kentleri Buluşması”na İstanbul’dan kimi sanatsal olaylar önereceğim… (Evet evet, İtalyanlar İstanbul’u Akdeniz kenti sayıyorlar!)
|
|
| |
 |
| |
Beden Dünyası |
| |
Anatominin demokratikleşmesi…
Birkaç gündür basında izliyordum…Daha çok sanat sayfalarında yer alıyordu… Haber niteliğiyle, baştan çıkarıcı başlıklarla yer alıyordu: Kah “Ölüler İstanbul’da” gibi uzaylılar kente gelmiş misali; kah “Yaşayan Ölüler” deyip gerilim dozunu yükselterek, kah sadece “ölüler sergisi” başlığıyla veriliyordu haberi…
|
|
| |
 |
| |
Yürek Unutmaz! |
| |
Grup Yorum’un konserini izleyenler, asla ama asla unutmayacaklar o akşamı... Konserden işte o olayda, yürekleri ısıtan o muhteşem olayda sahneyi olduğu kadar İnönü Stadı’nı dolduran her yaştan genç insanı da izliyordum bir yandan. Onları bir araya getiren ne salt müzik ne de salt protestoydu... Onları bir araya getiren yalnız geçmişte yaşanan ortak anılar, geçmişe ait unutmadıkları da değildi... Öyle olsaydı onca genç insan olur muydu orada!
|
|
| |
 |
|
Nazım Hikmet’le Antalya’da… |
| |
Nereden nerelere geldik! Çoook geç geldik, çooook acılı ve zorlu geldik, ama geldik!
Önceki gün Antalya’da Mehmet Aksoy’un Nazım Hikmet Anıtının açılışında olsun, Fazıl Say’ın Nazım Oratoryosunu dinlerken olsun, hep nerelerden nerelere geldiğimizi düşünüyordum…
|
|
| |
 |
|
İstanbul 2010 reddetti, Ruhr 2010 ve Pecs 2010 kucakladı… |
| |
Üç dilde Huma Kabakçı Koleksiyonu
İstanbul: 2010 Avrupa Kültür Başkenti!
Yağışlara teslim olmuş, dereleri taşmış, yolları kilitlenmiş, evlerini su basmış, yaşamı felç olmuş, yağmur yüzünden okulları kapatılmış, insanları sular altında kalıp ölmüş kentim İstanbul…
|
|
| |
 |
|
Muhteşem İdil Bİret, Acınası İstanbul… |
| |
Chopin Yılı’nda, İstanbul Uluslararası Müzik Festivali’nde İdil Biret’ten bir Chopin konçertosu dinleyemeyeceğiz diye hayıflanan bir çok insandan biri de bendim… Neyse ki Boğaziçi Üniversitesi imdadıma yetişti. Yale Üniversitesi’yle birlikte düzenledikleri “İstanbul’da 2010 Yale Haftası” etkinlikleri çerçevesinde bana bu fırsatı verdi.
|
|
| |
 |
|
Diyarbakır Dönüşü… |
| |
Diyarbakır’dan döndüğümden beri, aklım ve yüreğim orada kaldı! Görülecek, öğrenilecek, yapılacak, yaşanacak öyle çok, öyle çok şey var ki orada! 70’li yıllardan beri Diyarbakır’a gider gelirim; yanılmıyorsam son gidişim üç ya da dört yıl önceydi…
|
|
| |
 |
|
Balbay’a Mektup : ‘Dava’yı İzlerken... |
| |
Sevgili Mustafa Balbay,
Sen içerdeyken biz dışardakiler, “özgürmüş gibi” yapmayı sürdürüyoruz... Durup dururken niye sana yazıyorum? Önce durup dururken değil.
|
|
| |
 |
|
Haydi Diyarbakır’a! Kitap Fuarına! |
| |
Önümüzdeki günlerde edebiyat ve kitap dünyamızın odağı Diyarbakır olacak. Çünkü 18-23 Mayıs tarihlerinde TÜYAP 1. Diyarbakır Kitap Fuarı yapılıyor.
|
|
| |
 |
|
Füreya 100 yaşında… |
| |
1910- 2010… Füreya yüz yaşında… Füreya bugün hâlâ sizden benden hepimizden daha genç! Yüz yaşındaki Füreya, kişiliğiyle, sanatıyla hâlâ genç! Çizgileri, yarattığı formlar, renkleriyle genç! Kendinden sonra gelen kuşakları etkilemesiyle hâlâ çok güçlü! Yarattığı seramikler kadar cesur ve dayanıklı! Sır ve ateşle ördüğü yaşamı denli renkli!
|
|
| |
 |
| |
Expo 2010 ya da dünya değişirken... |
| |
Şanghay’da Expo 2010’un açılışıyla Yunanistan’da ekonomik krizin tutuşturduğu ateş aynı günlere rast geldi. Biri yeryüzündeki teknik gelişmenin, yeni keşiflerin, ülkeler arası bilimsel yarışın sergilendiği dev bir vitrindi…
| |
| |
 |
| |
|
| |
Ölümler, Sözcükler, Çekirdekler... |
| |
Üst üste geldi ölüm haberleri… Ölüm karşısında çaresizlik yeniden üzerimize çöktü.
Haberi aldığımdan beri onları, kocaman bir gülümsemeyle, içimi saran sıcaklık ve aydınlıkla, ölümden uzak mı uzak düşüncelerle anıyorum.
| |
| |
 |
| |
|
| |
Sicilya’dan Sevgiler |
| |
“Hayal et... Cennetin ve cehennemin olmadığını hayal et... . Dinlerin ve mülkiyetin olmadığını hayal et... Ülkelerin ve sınırların olmadığını da... Öldürmek için ve uğruna ölmek için bir şeylerin olmadığını ... Hırs ve açgözlülüğün olmadığını... Bütün insanların hayatı barış içinde yaşadığını hayal et... |
| |
 |
| |
|
| |
Fellini ve Kustirica Çok Kıskanacaktı... |
| |
Çukurova’yla Toroslar’ın birbirine kavuştuğu noktadaydı... Çooooooook uzaklardan görülüyordu. Görkemli mi görkemliydi. Oraya nasıl çıkılır ki dedirtecek kadar dik ve sarptı. Burçları ve kuleleri bulutlara uzanıyordu. Kentin neredeyse tam ortasında yükseliyordu. Çevresi yemyeşildi. Yaklaştıkça farklı görünümler sunuyordu... |
| |
 |
| |
|
| |
Emek Sineması Yaşamalı… Ya da :Sanat Olmasaydı… |
| |
29 Uluslararası İstanbul Film Festivali doludizgin başladı!
Doludizgin... Yani.. Emek Sineması için sürdürülen protestolarla… Kültür Bakanı, konuşmasını, parti propaganda konuşmasına dönüştürünce “kısa kes” kıvamındaki karşı çıkışlarla… Onur ödülleriyle… Şakir Eczacıbaşı’na hüzünlü bir veda ve Bülent Eczacıbaşı’na keyifli bir “Hoş geldin”le… Velinimetimiz sponsorlara (Yaşasın Akbank!) teşekkürle… Muhteşem bir filmle (“Paris’te Son Konser”) başladı film festivali! |
| |
 |
| |
|
| |
Görünen ve Görünmeyen... |
| |
Dün, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’ydü. Uluslararası Dünya Tiyatro Günü bildirisini İngiliz oyuncu Judy Dench kaleme aldı. Yıllara meydan okuyan, 80’ine varmak üzereyken sahne ve film çalışmalarına ara vermeyen Judy Dench… |
| |
 |
| |
|
| |
Ah! Sakalımız Yok ki... |
| |
Kısa bir süre önceydi. Melih Aşık, “Silah Batırdı” başlıklı yazısında komşu Yunanistan’ı silah harcamalarının batırdığını, 2000-2008 yıllarında Yunanistan’ın 76 milyar dolar; Türkiye’nin ise aynı dönemde silaha 120 milyon dolar harcadığını hatırlattıktan sonra şu soruyu soruyordu... |
| |
 |
| |
|
| |
“Kerem Gibi” |
| |
Sizleri bilmem ama, ben hiç unutmadım. 70’li yıllardaydı. 1 Mayıs’larda Taksim Meydanı’ndaydı. DİSK gecelerindeydi. “DGM’ye hayır” mitinglerindeydi. Barış Derneği gecelerindeydi… Onun peşine takılıp hep birlikte söylerdik… |
| |
 |
| |
|
| |
Asıl Suçlu, Kerpiç Değil! |
| |
“Kerpiç” diyorlar, “suçlu kerpiç!” diyorlar. Yalan söylüyorlar. |
| |
 |
| |
|
| |
Yürümek Yetmez, Koşmak Gerek! |
| |
Klara Zetkin, 2. Enternasyonal’e bağlı Kadın Konferansı’nda “her yıl kutlanacak uluslararası emekçi kadın günü” önerdiğinde yıl 1910’du. Amaç sadece çalışma saatleri, doğum ve emzirme izni vb. gibi değil, yaşama hakkı, oy kullanma hakkı gibi temel hak ve taleplere de dikkat çekmekti. |
| |
 |
| |
|
| |
Benim Tuhaf Ülkem |
| |
Tuhaf bir ülkede yaşıyoruz. “Tuhaf” sözcüğünü, başka sözcükler kullanmamak için seçtim… |
| |
 |
| |
|
| |
Çamurun İçinde Cevher |
| |
Güzellikler, gülümsemeler, akılcı yaklaşımlar arıyorum… Nefes nefese biraz umut, biraz iç huzuru arıyorum… Güzel haber Berlin’den geldi… |
| |
 |
| |
|
| |
İlhan Arsel |
| |
Akademisyen, öğretim görevlisi ve yazar Prof. İlhan Arsel, uzun süredir yaşadığı ABD’de yaşamını yitirdi… |
| |
 |
| |
|
| |
Hayatı çoğaltan kadınlar |
| |
Kimi zaman yaşamı zenginleştirmek, hayatı dönüştürmek, dünyaları çoğaltmak için bir, ya da iki, ya da üç kadının çabası yeterli olabiliyor… İşte yine böyle bir durumla karşı karşıyayız: |
| |
 |
| |
|
| |
Erkek Kavgasında Kadın… |
| |
Oha! Çüş! Sevgili Okurlar, bu sözleri kullanmak içimi nasıl da acıtıyor! Kendime yakıştıramıyorum, ama Türkiye’den uzak, Türk Medyasından ayrı beş günün sonunda, yurda döndüğümde okuduklarım, izlediklerim karşısında bu sözcükleri kullanmadan da edemiyorum! |
| |
 |
| |
|
| |
Yetişin Şakir Beeeeeeeeey! |
| |
“Yetişin Şakir Beeeey ! Picasso öldü!” “Derhal dergiyi baştan sona değiştirin, ilk sayfadan son sayfaya Picasso yapın!” |
| |
 |
| |
|
| |
İş adamı mı, Sanatçı mı? |
| |
Onat Kutlar, Şakir Eczacıbaşı’ya soruyordu: “Siz kendinizi nasıl görüyorsunuz?” |
| |
 |
| |
|
| |
Ömer Uluç : Satırlara sığmayan Yaratıcılık |
| |
Yarın 1 Şubat. Nicedir, yani o kahredici günden beri, Türkiye’yi biraz daha karanlığa boğan, devletin devlete ihanet ettiği, devletin devleti can evinden vurduğu o lanetli günden beri... |
| |
 |
| |
|
| |
Abdi Bey’den Hrant’a... |
| |
Rezilliğin de bir sınırı olmalı! Oysa gördük ki bizim ülkemizde yok! Abdi İpekçi’nin katilinin davul zurnayla karşılanması ve sonrasındaki bütün o “star” muamelesi, sadece toplum vicdanını sarsmakla kalmadı, ülkemizde rezilliğin, pisliğin sınırı olmadığını da gösterdi. |
| |
 |
| |
|
| |
Vurulduk Ey Halkım Unutma Bizi... |
| |
Sevgili Uğur, bugün 24 Ocak. Tıpkı 1993’teki gibi bir Pazar günü... Elimde kitapların; yüreğimde Bedrettin Cömert, Tütengil, Turan Dursun, Kemal Türkler, Doğan Öz, Muammer Aksoy, Apdi İpekçi ve Hrant Dink’lerin yoklukları; aklımda hep o yazın... |
| |
 |
| |
|
| |
İzmir’le Ağrı’nın Yerini Değiştirsek... |
| |
Dün gazetemizin birinci sayfasındaki Anadolu Ajansı’ndan gelen fotoğrafı gördünüz elbet: Ağrı’nın Tutak ilçesinde, Adakent köyü... Çocuklar, sırtlarında okul çantası, paçaları sıvamışlar nehri geçiyor. Arkalarında uçsuz bucaksız kar... |
| |
 |
| |
|
| |
Yılbaşı Ağacı... |
| |
Yılbaşı yaklaşırken okurlardan mesajlar gelmeye başlar. “Yine paylaşın o şiiri bizimle” diyen mesajlar... |
| |
 |
| |
|
| |
Memleket İsterim... |
| |
Hızla sene sonuna yaklaşıyoruz... Akıllara, yüreklere ve dillere hep aynı düşünce egemen: Türkiye hiç ama hiçbir zaman bunca komplo teorisiyle, en çetrefilli casus romanlarına taş çıkartacak kışkırtma ve provokasyonlarla iç içe yaşamamıştı. Sık sık aklın durduğu, mantığın işlemediği , yüreğin ve vicdanın çalışmadığı noktaya gelip kalıveriyoruz… |
| |
 |
| |
|
| |
Sağduyu Notları |
| |
“Duvara tebeşirle ‘Savaş istiyoruz’ diye yazmışlar. Bunu yazan vuruldu çoktan.” Sevgili okurlar, dört gün önce Brecht’in bu dizeleriyle bitirdiğim yazıma öyle bir ses verdiniz ki, meğer ne çok ne çok insanın dileğiymiş yaraları sarmak... |
| |
 |
| |
|
| |
Yaraları kanatma değil, okşama vakti |
| |
Hiç gözümün önünden gitmiyor : Yunanistan’da bir toplantıdaydım. Öfkeli bir konuşmacı, ağzından tükürükler saçarak, “Türkler bize şunu yaptı, bunu yaptı” diyerek kin öfke ve intikam kusuyordu... Oturumu yöneten arkadaşım Fotini Sianu , konuşmacının süresi dolunca şöyle dedi: |
| |
 |
| |
|
| |
Gençlerin Tiyatro Çıkartması |
| |
Hangi tiyatroya gitsem ağzına dek dolu şu son zamanlarda. “Tiyatro, öldü bitti, can çekişiyor” diye ahkâm kesenler fena halde yanılıyor. Bu iyi haber... |
| |
 |
| |
|
| |
Klişe ve Önyargıları Kırma Çabası |
| |
Almanya’nın Gelsenkirchen kentinde “Türkiyeli Kadının, Türkiye ve Almanya’da Politik, Sosyal, Yasal ve Kültürel Konumu” başlıklı bir sempozyum yapıldı. Almanya’nın farklı bölgelerinden gelen Alman uzmanlara yönelik olması, bu toplantıyı farklı ve önemli kılıyordu... |
| |
 |
| |
|
| |
Bu da başka “Kopenhag Kriterleri” |
| |
TRT Türk’de (eski “TRT int.”in adı artık böyle) bir program yayınlanıyor. Bir kent, o kentte yaşamış bir sanatçı aracılığıyla anlatılıyor. Örneğin kısa bir süre önce Ataol Behramoğlu, Dostoyevski aracılığıyla St. Petersburg’u; Derya Alabora, Kafka aracılığıyla Prag’ı (vb) anlatmıştı... |
| |
 |
| |
|
| |
342 Çocuğun Gözleri... |
| |
İki gün önce Hikmet Çetinkaya’nın “Unutturdular” başlıklı yazısını okurken; bize neler neler unutturduklarının muhasebesini ben de çıkarıyor, “Bellek”- “Hafıza”, “Unutma-Anımsama” kavramları arasında gidip geliyordum. |
| |
 |
| |
|
| |
Bir Cumhuriyet Hanımefendisi... |
| |
Türkiye’de yargı bağımsızlığının nasıl un ufak edildiğini adım adım izlerken... Adaletin hükümetin insafına bırakıldığına tanık olurken... |
| |
 |
| |
|
| |
Leyla Gencer ve Heykel Meselesi... |
| |
Sevgili okurlar, ne zamandır içimi kemiren bir konu var. Hem beni tedirgin eden, hem de hakkaniyet duygumu sarsan bir konu… |
| |
 |
| |
|
| |
Bir Gün Bir Fil... |
| |
“Dünyanın gidişatını, ülkenin gidişatını gördükten sonra artık hiçbir şey yapmıyorum. Koltuğuma kıvrılıp istediğim kitapları okuyorum, o kadar…” |
| |
 |
| |
|
| |
Resim, Müzik, Beden Eğitimi... |
| |
Üniversitelerde, hukuk fakültelerinde "Roma Hukuku Anabilim Dalı" nın kaldırılması… |
| |
 |
| |
|
| |
Sergi muhteşem... |
| |
Paris Gramd Palais’de "Bizans’tan İsrtanbul’a Sergisi"
Açılış çok görkemli mi yoksa az görkemli mi; Sarkozy istekli mi isteksiz mi? "Bizans’tan İstanbul’a: İki Kıtanın Limanı" başlıklı sergi, Paris’in en prestijli sergi sarayı Grand Palais’de açıldı. |
| |
 |
| |
|
| |
Açılır Parantez-Kapanır Parantez... |
| |
Her ölüm erken ölümdür diyorlar. İnanın kimileri daha da erken...
Antalya Altın Portakal Film Festivali’ndeyim. Açılış törenine hazırlanıyorken geldi gazeteden haber:
|
| |
 |
| |
|
| |
Karanlıktakilerin yalnızlığı... |
| |
Cesare Pavese’nin günlüklerinde okuduğum bir tümce yıllar boyunca beni hiç terk etmedi. Bir yerinde yazar şöyle diyordu: "Kendimi yalnız bırakmamak için bütün gece aynanın karşısında oturdum…" |
| |
 |
| |
|
| |
Bach’ın Dayanılmaz Cazibesi… |
| |
"8. İstanbul Bach Günleri"yle, üstat ekim ayı boyunca şehre yerleşiyor!
"İstanbul’un binlerce yıllık tarihinin yanında 300 yaşındaki J.S. Bach adeta delikanlı, yaptığı müzik de modern sayılır!" |
| |
 |
| |
|
| |
Düşün insanların yakasından! |
| |
Yıldız Kenter’e medyadan taciz ve şiddet ; Hülya Avşar’a savcıdan suçlama,... Bundan bir süre önce Milliyet Gazetesinde Hülya Afşar’la, Devrim Sevimay’ın yaptığı röportajı okuduğumda, konuşan kadar konuşturanın ve yazanın da ustalığına hayran olmuş, içtenliği,... |
| |

|
| |
|
| |
Şeker gibi kitap servisi! |
| |
Şu son bir haftadır kafamı ve yüreğimi en tedirgin eden konu "Patriot" füzeleri... Adı , "Yurtsever", "Vatansever" anlamına gelen bu füzelerin, bence hangi vatanı, kimin vatanını daha çok sevdiği belli değil! Üretenin vatanını mı? Satanın mı, satın alanın mı? Silahlanma yarışını en çok körükleyenin vatanını mı? |
| |

|
| |
|
| |
Defolup Gidin |
| |
Sel felaketinden sonra, 15 yıldır İstanbul’u, 7 yıldır ülkeyi yönetenlerin konuşmalarını, açıklamalarını dinledikçe utanç duydum. İnsanlığımdan utandım. İçimden hiçbir şey yazmak gelmedi. Kısa bir süre önce aldığım bir mektubu sizlerle paylaşıyorum |
| |

|
| |
Gümüşlük İnsanı Yüceltiyor! |
| |
Yaşam kimi zaman, size "iyi ki yaşıyorum, iyi ki yaşıyorum" dedirten anlardan ibaret olabiliyor. O anı ya da o anları yaşamanın mutluluğu , yeryüzündeki ve ülkemdeki tüm yanlışları , haksızlıkları, ayırımcılıkları unutmanıza değil, onlara karşı direnmenize yol açabiliyor... |
| |
 |
| |
|
| |
Deniz Palas Mucizesi |
| |
Ne zamandır sizlere Deniz Palas'ın serüvenini anlatmak için yanıp tutuşuyorum. Çünkü gidip gördüğümden, gezip dolaştığımdan beri , ülkemde mucizelerin de gerçekleşebileceğine inanır oldum. |
| |
 |
| |
|
| |
Asıl tehlike… |
| |
Önce çok değerli sanatçıya Ayla Erduran'a geçmiş olsun dileklerimi iletmeliyim. 18 Ağustos'ta Cem Mansur yönetiminde Ulusal Gençlik Orkestrası'nın Topkapı Sarayı Avlusunda verdiği konserin solisti Türkiye'nin sahip olduğu eşsiz kemancı Ayla Erduran'dı… |
| |
 |
| |
|
| |
Bejan Matur'dan Diyarbakır Destanı |
| |
Şu günlerde "Kürt açılımı", "Türk açılımı" dillerden düşmüyor. Fazlasıyla moda haline gelen ve bu gidişle içi hızla boşaltılan, erozyona uğrayan "açılım" sözcüğünü bir yana bırakılım… En kısadan söylemek gerekirse, değil 40 bin ölümü, bir tek ölümü bile durduracak her düşünceyi kucaklamaya, dinlemeye, anlamaya hazırım… |
| |
 |
| |
|
| |
Fazıl Say Çıplak! |
| |
Daha kapaktaki fotoğraftan başlıyor "çıplaklığı"... Piyanonun önündeki taburede tıpkı ana rahmindeki cenin gibi kıvrılıvermiş, piyanonun tuşlarına olduğu kadar ayni zamanda kendi içine, taa en derinine, en içine yumulmuş bir Fazıl Say. Yalnız, yapayalnız. Koskoca kainatta bir nokta... |
| |
 |
| |
|
| |
Dumansız hayat mı? |
| |
Bugün 19 Temmuz… Günlerdir aylardır, hazırlık yapıldı. Sonunda o gün geldi çattı. Bundan böyle dumansız hava, dumansız hayat! |
| |
 |
| |
|
| |
Her Yüz bir yaşamöyküsü... |
| |
"Rasin'in portreleri önünde durduğumda gözbebekleri ile karşılaşırım. Bakarken ‘bakılan' olduğum duygusuna kapılırım..." |
| |
 |
| |
|
| |
Barenboim ve düşündürdükleri… |
| |
Yalnız bu haftanın değil, yılların en müthiş konseriydi İstanbul Müzik Festivalinin kapanış konseri. Daniel Barenboim'un La Scala Filarmoni Orkestrası'nı hem yönettiği hem solist olarak katıldığı konserden söz ediyorum… |
| |
 |
| |
|
| |
Barenboim... |
| |
Aralarında Türkiye'den Yaşar Kemal, Orhan Pamuk, Fazıl Say, Elif Şafak, İdil Biret ve Zeynep Tanbay'ın da yer aldığı yüzlerce sanatçı, yazar, düşünür ve sinemacı, İsrail asıllı Arjantinli besteci Daniel Barenboim'ın ortak barış çağrısının altına imzalarını attı.. |
| |
 |
| |
|
| |
Ölüdeniz'den Sevgiler... |
| |
Ölüdeniz Kültür ve Sanat Festivali, bu yıl altıncı kez yenileniyor. Akşamüstü saat altı oldu mu, ya Fethiye Kültür Merkezi'nin önünde ya Ölüdeniz Sanat Evi'nin bahçesinde yemyeşil çimenler üstünde , püfür püfür salınan okaliptüs ve sedir ağaçları altında millet toplanıyor, hem yörenin yazarları sanatçıları hem "dışardan" gelenler, bir sohbet, bir sohbet ... |
| |
 |
| |
|
| |
Buluşmalar… |
| |
"Fransa'da Türkiye Mevsimi" tartışmaları … Osman Karaca ve Aydın Boysan yıldönümü buluşmaları… Sevgi ve saygıya hasretlik durumları… |
| |
 |
| |
|
| |
Fazıl Say'dan "Resital" |
| |
Türkiye'de de, yurt dışında da festivaller doludizgin… Müzikli günler çoktan başladı. Yüzlerce, binlerce insan konserlere, resitallere gidip dinliyor. Belki siz de onlardan birisiniz…Gelin bu kez dinleyici değil, resitali verenin açısından bakalım olaya. Ve de bir dehanın iç dünyasından … |
| |
 |
| |
|
| |
Gökova'nın mimari kimliği... |
| |
Baktık ki, hızla fire vermeye başladık… Baktık ki, son bir yılda Nergiz, Elvin , İlhan da aramızdan ayrılıverdi, daha sık buluşalım dedik. "Biz" yani, İzmir Amerikan Kız Koleji'nin 1964 mezunları… |
| |
 |
| |
|
| |
"7 TEPE 7 MİMAR" |
| |
Berlin'de, varsayımlardan, klişelerden, folklordan arınmış sergiler...
Berlin'deki Alman Mimarlık Merkezi (DAZ) ülkenin mimari nabzını elinde tutan, kültürel alanda haklı bir ün yapmış bir kurum. 1989'da Berlin duvarının yıkılmasını izleyen süreçte, hele hele iki Almanya'nın birleşmesinden sona Berlin, hızlı bir mimari atağa geçti. |
| |
 |
| |
|
| |
Niçin Yürüyoruz? |
| |
Yarın sabah (18 Mayıs) saat 11:00'de Galatasaray'da buluşacak tiyatrocular , Taksime yürüyecekler… |
| |
 |
| |
|
|
Leyla Gencer'e Sevgiyle Saygıyla… |
| |
Sevgili Leyla Gencer,
Bugün 10 Mayıs… Siz aramızdan ayrılı tam bir yıl oldu… Ama inanın, bu bir yıl boyunca hep bizimle birlikteydiniz. "Biz" dediğim sizi bilenler, tanıyanlar, sesinizi bir kez olsun dinlemiş olanlar, konferans ve seminerlerinizin, sohbetlerinizin birini bile izlemiş olanlar, plaklarınızı yıllar boyunca dinleyenler, nitelikli müziğe, çok sesli müziğe gönül verenler, bu müziği sevenler… Biz hep sizinleydik. Siz hep bizimleydiniz! |
| |
 |
| |
|
| |
"Ateşin Oyunu"… |
| |
İznik Çini ve Seramiklerinin Sadberk Hanım Müzesi'ndeki eşsiz geçit töreni… |
| |
 |
| |
|
| |
Ege'den Doğu'ya tüm çocuklar... |
| |
İzmir ‘deki Kitap Fuarını Doğu'ya; Diyarbakır'daki çocuklarıEge'ye taşıyabilsem... |
| |
 |
| |
|
| |
Güneş balçıkla sıvanmaz! |
| |
Bugüne dek elime geçen her fırsatta, her ortamda, her yaştan insana ha bire sivil toplum kuruluşlarında çalışmanın önemini anlatıp durdum. Konuşma yaptığım her öğretim kurumunda, çağrıldığım her programda bunun gerekliliğini vurguladım. |
| |
 |
| |
|
| |
Türkan Saylan'a Mektup... |
| |
Sevgili Türkan Saylan,
Eviniz polis aramasındayken, sizin tüm sakin, aklı başında, saygılı, saygın, azimli, hoşgörülü, anlayışlı tavrınıza karşın, biz evinizin içinde değil de dışında olanlar öfkeden çıldırıyorduk! Neden mi? Çünkü toplumun temel taşlarını sarsmayı hedefleyen bir gidişatın neden sizi ve "Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği"ni hedef alabileceğini, alabildiğini görebiliyorduk! |
| |
 |
| |
|
| |
Seçim Sonrası... |
| |
Seçimler bitti. Herkes her yerde sonuçları irdeliyor, tartışıyor; farklı dersler çıkartıyor… İyidir, dersler lafta kalmadığı sürece iyidir, devam… |
| |
 |
| |
|
| |
Bugün Pazar… |
| |
Bugün Pazar… Bugün Seçim var… Bugün seçim yasakları var…
Çaresiz, yasaklara uyalım, daldan dala atlayalım… |
| |
 |
| |
|
| |
Kadınlar olmasa sorun kalmayacak!... |
| |
"İşsizlik oranı niye artıyor biliyor musunuz? Çünkü kriz dönemlerinde daha çok iş aranıyor. Özellikle kadınlar arasında kriz döneminde işgücüne katılım oranı daha artıyor…". |
| |
 |
| |
|
| |
Adaletin daniskası… |
| |
Sevgili Mustafa Balbay,
Önceki gün, Cumhuriyet'te yaşadığımız seninle dayanışma gününü ileride çocuklarına anlatacaksın… Hepimiz anlatacağız… |
| |
 |
| |
|
| |
Sonsuza dek... |
| |
Türkel Minibaş… Bu ülkenin gerçek aydınlarından biri…. Cumhuriyet aydını… Bilim İnsanı… Kendini topluma adamış, sorumluluğunun bilincinde bir bilim kadını. |
| |
 |
| |
|
| |
Tiyatrocu, "adam gibi adama" denir… |
| |
Kimi isimlerin önüne "tiyatrocu" sıfatının takılması ağrıma gidiyor. Kişisel bir hakarete uğramış gibi hissediyorum . |
| |
 |
| |
|
| |
Çocuklar Çocuktur… |
| |
"Tatil" o tılsımlı sözcük, yaşınız kaç olursa olsun, başınızı döndürmeye, düş gücünüzü çalıştırmaya yetebilir… |
| |
 |
| |
|
| |
Fransa'da Mehmet Ulusoy Salonu… |
| |
Birkaç ay önce duymuştum böyle bir şey olacağını… Ancak neme lazım, nazar değer, vazgeçerler, iş tamamlanmadan kimselere söylemeyeyim diyordum ki, önceki gün Fransa'daki Gerard Philipe Tiyatrosundan bir mektup aldım! |
| |
 |
| |
|
| |
Onat Kutlar'a... |
| |
Sevgili Onat,
Bugün 11 Ocak...Sen aramızdan ayrıldığında 11 Ocak 1995'ti.
Hepimizi hedef alan o terörist saldırıyı omuzlandığında yılbaşını kutlamaya hazırlanıyordu bu dünya. |
| |
 |
| |
|
| |
Kürtçe Yayın ve Şairin hali... |
| |
TRT'nin Kürtçe televizyon yayınının başlaması , çooook gecikmeli de olsa nihayet başlayabilmesi, önemli bir olay. Bu yayın kimilerini hiç tatmin etmeyecek, hamasi ve göstermelik diye nitelenecek... |
| |
 |
| |
|
| |
Harold Pinter:Zulme karşı yürüdü… |
| |
Harold Pinter'ı üç gün önce yitirdik. Tiyatro yazınında devrim yaratmıştı ama sadece oyun yazarı değildi. Aynı zamanda şairdi, senaristti, tiyatro yönetmeniydi, usta bir oyuncu olduğunu da ispatlamıştı… Bütün bunlar bir yana, aydın sorumluluğunun bilincinde , daha adil, daha güzel , eşitlikçi, barışçı bir dünya için çaba gösteren bir insandı. Zulme, işkenceye, sansüre, yasaklara, savaşa ve her tür şiddete karşı çıkan gerçek bir aydındı. |
| |
 |
| |
|
| |
Utanıyorum… |
| |
1970'lerdeydi. Bir kez Yemen'in başkenti Sanaa'da, bir kez de Pakistan'ın başkenti Lahor'daki havaalanında aynı görüntüyle karşılaşmıştım. Üniformalı güvenlik güçleri ellerindeki koca kırbaçları şaklatarak birinde taksi şoförlerini, ötekinde ise yolcuları karşılamaya gelenleri sıraya sokmaya , geri püskürtmeye çalışıyorlardı. Ellerindeki kırbaçları şaklatarak… O zaman insanlığımdan utanmış ve bir kez daha Tanrıya şükretmiştim Mustafa Kemal Atatürk'ün Türkiye'sinden geldiğim için! |
| |
 |
| |
|
| |
Brüksel'de salon ayağa kalktı… |
| |
"Olay" sona erdiğinde salon ayağa fırlamış coşkuyla alkışlıyordu. Salon dediğim Avrupa Birliği'nin başkenti Brüksel'in orta yerindeki BOZAR (Güzel Sanatlar Sarayı'ndaki) görkemli mi görkemli konser salonu… Salonu dolduran iki bin kadar insan sadece sahnedeki dokuz sanatçıyı, sadece ustalığı, yeteneği, niteliği, çağdaş ve evrensel değerleri alkışlamıyordu. Aynı zamanda, şu içinde yaşadığımız dünyanın daha iyi, daha güzel olabileceği inancını, şiddetsiz, savaşsız ,çatışmasız bir dünya özlemini, barış umudunu alkışlıyordu… |
| |
 |
| |
|
| |
Nice'den Sevgiler… |
| |
Fransa'nın Akdeniz kıyıları yaz kış eğlence, kumar, sefahat merkezi olarak algılanmaktan çok sıkılmış an¬laşılan. Şimdi varsa yoksa kültürle anılmak istiyor. Kül¬tür simgeleriyle ve kültür imgeleriyle ön plana çıkmaya çalışan kentlerin başında Nice geliyor. |
| |
 |
| |
|
| |
Yaratıcılığa Yelken Açma… |
| |
"2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul"… Bu başlık, şu yan yana gelmiş birkaç sözcük bile kulağa harika geliyor. Tarih boyunca üç İmparatorluğa başkentlik etmiş bu koca kent, Avrupa Kültürüne haydi haydi başkentlik eder, hem de en alasından! demek geliyor insanın içinden! |
| |
 |
| |
|
| |
Anadolu'dan Brüksel'e |
| |
Sizleri bilmem ama ben hala Milli Savunma Bakani Vecdi Gönül'ün "Bugün eğer Ege'de Rumlar devam etseydi ve Türkiye'nin pek çok yerinde Ermeniler devam etseydi, bugün acaba Türkiye ayni milli devlet olabilir miydi?" (...) sözünün içimde yarattığı kahredici mide bulantısıyla yaşıyorum. |
| |
 |
| |
|
| |
Kim koruyor bunları? |
| |
Nasıl sürdürebiliyorlar vahşetlerini?
Arkalarında nasıl bir güç var ki, göz göre en büyük pislikten alçaklıktan, iğrençlikten sanki zem zem suyunda yıkanmış gibi sırıtarak çıkabiliyorlar? |
| |
 |
| |
|
| |
Güleriz ağlanacak halimize… |
| |
Sizi bilmem ama, ben Ergenekon Davası'nın iddianamesini okumadım. 2500 sayfalık iddianamenin neresinden başlayayım, neresinden çıkayım derken, ya gözüm korktu, ya da yılgınlık , belki de fazlasıyla "magazin"e bulandığından okuyamadım işte! |
| |
 |
| |
|
| |
Brel, Otuz yıl sonra… |
| |
Ölümlerden uzaklaşmak istedim. Bir de ruhumu oyalamak… Kaçamak yaptım. Çok sevdiğim , tekrar tekrar sığındığım bir sese sarıldım. 30 Yıl sonra bile bana iyi geldi o ses. Her şeyi unutturacak sanırken, her şeyi anımsattı. Tuttum, ardından yazdığım yazıyı buraya aldım. |
| |
 |
| |
|
| |
Mucizeler ve Güzin Dino... |
| |
Eylül ayıydı. Bayramdan önceydi...
Başbakanın "Şeker Bayramı", "Ramazan Bayramı" diye ayırımcılık kışkırtmalarına neden olmasından ve her fırsatta bu ayırımcılığı körüklemesinden önceydi... |
| |
 |
| |
|
| |
Erkeklerin yönettiği Türkiye'de.... |
| |
Erkeklerin yönettiği ülkemizde "dert çoook, derman yok" deyip tembelleşmeye; "nasılsa hiçbir şey değişmiyor" deyip vazgeçmeye yönelmek en yanlış iş! Hayır tembelleşmek yok, bıkmak usanmak yok, umutsuzluğa kapılmak yok, hele hele vazgeçmek hiç yok!!! |
| |
 |
| |
|
| |
Evet, Dali İstanbul'da! |
| |
Evet, Salvador Dali İstanbul'da! "Evet", vurgusuyla, bu retrospektif serginin çooooook geniş kapsamlı olduğunu ve Dali'nin bütünselliğini, yarattığı dünyayı ve eserini bir bütün olarak bize sunduğunu vurgulamak istedim! |
| |
 |
| |
|
| |
Eylül düşleri, Eylül düşünceleri... |
| |
Eylül ayı yaprak dökümü ayı, hüzün ayı. Ruhi Su'yu, Azra Erhad'ı, Bedri Rahmi Eyüboğlu'nu, Yılmaz Güney 'i, Erkan Yücel'i,Ergun Köknar'ı, Kerim Afşar'ı, İlhami Soysal'ı , Mehmet Kemal'i ve daha nicelerini (En yakın arkadaşım, canım annemi de ) hep bir Eylül rüzgarı aramızdan aldı götürdü... |
| |
 |
| |
|
| |
Bu Yargıtay Japonya'da mı Yaşıyor??? |
| |
Haberi duyduğumdan beri inanamıyorum: Yargıtay 1. Ceza Dairesi, töre cinayetlerinde "aile meclisi kararı" alınmış olmasını şart koştu. Yargıtay'ın bu kararına göre, 'aile meclisi'nin verdiği karar sonrası cinayet işlendiği ispatlanmazsa, sanıklar 'töre' suçundan hüküm giymeyecek ve daha az ceza alacaklar…
Bu karar tek cümleyle, "töre cinayetlerini" teşvik etmek demektir! |
| |
 |
| |
|
| |
İlhan Berk |
| |
Uzun bir adamdı.
Kendi üzerine yazdığı düzyazı kitabına "Uzun bir adam" adını vermişti.
Yaşlandıkça insanın boyu kısalır. Ama onunki hiç kısalmadı. Ya da bana öyle gelirdi…
En son karşılaştığımızda… Geçen ilkbahardı- ya Mart, ya Nisan, belki de Mayıs- ama kesinlikle Bodrum'daydı… En son karşılaştığımızda yine yürüyordu. |
| |
 |
| |
|
| |
Mahmut Derviş'i Anarken… ... |
| |
Geçen Pazar yitirdiğimiz Filistinli şair Mahmut Derviş'i şiirlerinden çok iyi tanıyordum. 2003 yılında TÜYAP Kitap Fuarına geldiğinde ona sarılmak fırsatını kaçırmadım.
Ben sizin şiirlerinizi ne çok kullandım! Söylemek isteyip de söylemeye korktuğum, söylemeyi beceremediğim, söylemeye çekindiğim şeyleri, hep sizin dizelerinize sığınarak söylemeye çalıştım." dedim ona… (Doğruydu. Özellikle 80'li yılların başında, 12 Eylül darbesinden sonra yazılarımda, direnişin simgesine dönüşmüş Mahmud Derviş'in şiirlerinden alıntılar yapar dururdum…) |
| |
 |
| |
|
| |
Yiğit Arkadaşım: Seçkin Selvi! ... |
| |
Ne zamandır size ondan söz edeceğim ama fırsatları ha bire kaçırıyorum. Geçen yılın sonunda çeviri dünyasında , meslek yaşamında 50. yıldönümüydü. Halen editörlük görevini de sürdürdüğü Can Yayınları onun için bir "50. Yıl kutlaması" düzenledi, tam sırası dedim ama yine başka konular araya girdi, onu yazamadım! (Ah ne kıskanıyorum her gün yazma fırsatı olanları!) |
| |
 |
| |
|
| |
Sesimi duyan var mı? ... |
| |
Konya'da.. Balcılar Beldesi… Bu yazıyı yazarken ölü sayısı 17. Yaralılar 29. Bir hoca dışında ölenlerin yaşları 12-16 arası… Kız çocukları…
Kurtarma, enkaz kaldırma çalışmalarına kenetlenmişim.
Hep o sesi duyuyorum: "Sesimi duyan var mı?" haykırışını. |
| |
 |
| |
|
| |
Frankfurt Kitap Fuarı ve Kazanılmış Haklar... |
| |
Geçen Pazar, Frankfurt Kitap Fuar'ında "Konuk ülke Türkiye" programında Gala konserine ilişkin yapılan değişikliği eleştirmiş, yazımın sonunda bu hafta yazarların katılımı tartışmasını ele alacağımı belirtmiştim ya… Bir hafta boyunca telefonum durmadı. Okur, yazar ya da gazeteci dostlar, eksik olmasınlar sorup durdular: Kim gidiyor / kim gitmiyor / protesto edenler / etmeyenler / kim düşman / kim bizden…Nasıl da liste meraklısıyız… Nasıl da takım ruhu içinde hareket etmeye bayılıyoruz! |
| |
 |
| |
|
| |
Bozcaada'da bir sabah... |
| |
Daha güzel bir dünya , daha insanca bir yaşam için... Umutların tükenmemesi için... Sevginin mümkün olduğuna inanabilmek için...
Sabahın beşiydi. Güneş henüz doğmamıştı. Ha doğdu ha doğacak diye gözler ufukta beklerken, sağımda insan yapımı kaleyle solumda doğa mucizesi yüksek kayalar renk değiştiriyordu. Ufuk çizgisi, denizdeydi. Deniz, ayaklarımın dibinde... |
| |
 |
| |
|
| |
Alacakaranlık! |
| |
Buldum! Hani önceki gün, "Ergenekon" senaryolarını okudukça Aziz Nesin'den Genco Erkal'ın derlediği "Bir Takım Azizlikler" oyunundan bir bölüm aklımda ve dilimin ucunda diyordum ya... Buldum o bölümü!
Hemen sizlerle paylaşıyorum... |
| |
 |
| |
|
| |
Hükümetin travması... |
| |
Dengir Mir Mehmet Fırat'la alıp veremediğim yok... Hazret konuşmadığı sürece benim ilgi alanıma pek girmiyor. Ama her konuştuğunda, ömrüm boyu karşı durduğum bir zihniyeti ortaya koyuyor...
Anımsayacaksınız bir süre önce Fazıl Say'ın haklı eleştirilerine ilk tepkiyi gösteren, "giderse gitsin, çok üzülmeyiz" diyen oydu... |
| |
 |
| |
|
| |
Başbakan ve Bakanlar İstanbul'a gelmesin! |
| |
Başlık sizi şaşırtmasın... Yanlış anlaşılmasın... İnanın içimde hiç bir kötülük yok! Samimiyetle ve benimseyebileceğim en iyi niyetle söylüyorum: Lütfen Başbakan ve Bakanlar İstanbul'a gelmesin!
Gelmesinler. Mecbur olmadıkça gelmesinler. Hele hele bir açılış için, bir kurdele kesmek için, bir törende şöyle bir boy göstermek için, bugüne dek dafalarca söylediklerini, bu kez farklı bir mekanda, spot ışıklarının altında söylemek için, hiç gelmesinler... İnanın, değmez... İstanbul'da yaşayanlara yazık. Onlara, kendilerine yazık! |
| |
 |
| |
|
| |
İstanbul Müzik Festivali'nden izler... |
| |
Uluslar arası İstanbul Müzik Festivali... Bu yıl 36.kez tekrarlanıyor. Her geçen yıl güçlenerek, niteliğinden, özgünlüğünden, çok renkli, çok sesli özelliklerinden asla ödül vermeden süregeliyor...
Festivalin Aya İrini'deki açılış törenindeyim... İyi ki Bizans'tan kalma şu Aya İrini var, o da olmasaydı festival konserlerini gerçekleştirecek salon bulunamayacaktı 15 milyonluk bu şehirde! (Sahi 2010'da İstanbul Avrupa Kültür Başkenti olacak değil mi! Şaka gibi!!!) |
| |
 |
| |
|
| |
Trabzon'dan Sevgiler... |
| |
Yeryüzünün en güzel ülkesi benim ülkem. Doğasıyla, insanıyla, toprağı, havası, suyuyla... Ah bir de, bir de değerini bilebilsek... Hırsla, çıkar tutkusuyla sömüre sömüre, kemire kemire, birbirimizi yiye yiye berbat etmesek!
Evliya Çelebi'nin "Su ve havasının güzelliğinden, bütün halkı eğlence ve gezinti ehli olup işrete meyilli, gamsız kayıtsız, zarif, sadık, aşık kimseler olup, yüzlerinin rengi kırmızıdır. Kadınları, Abaza, Gürcü, Çerkez güzelleri olduğundan güzel kız ve yakışıklı delikanlıları olur ki, her biri sanki birer ay parçasıdır" dediği kıyılardaydım... Trabzon'da... |
| |
 |
| |
|
| |
Tiyatro dolu dizgin... |
| |
Konumuz Uluslar arası İstanbul Tiyatro Festivali... Ama önce birkaç dakikanızı, bu köşede yer alan fotoğrafa ayırmanızı istiyorum.
Bana konusu "Köfteci " olan bir elektronik posta aracılığıyla geldi. Fotoğrafın altında şöyle yazıyordu: |
| |
 |
| |
|
| |
Gülriz Sururi- Engin Cezzar: Tiyatroya Adanmış tüm bir Yaşam.... |
| |
Gülriz Sururi ve Engin Cezzar... Türk Tiyatrosu'nun iki ustası... Yaşamlarını tiyatro sanatına, yaratıcılığa adamışlar... Nicedir içimde çok güçlü bir biçimde hissettiğim, inandığım bir gerçeği bana bin kez kanıtlamış iki insan: Kendini sanatın herhangi bir alanına adamak, "İnsan olmanın", daha iyi, daha güzel bir insan olmanın; dünyayı, yeryüzünü daha adil kılmanın; yaşamı daha yaşanabilir kılmanın yoludur! |
| |
 |
| |
|
| |
AKP sayesinde Feminizm güçleniyor! . |
| |
Yukarıdaki başlık size çelişkili gibi gelebilir, ama değil...
AKP'nin "feminizm" konusunda cehaleti ve bilgisizliği bir yanda, zaten savundukları zihniyet öte yanda ikisi arasında hem kadınların insan hakları mücadelesi büyüyor hem de "feminizm" sözcüğünün kullanımı yaygınlaşıyor! |
| |
 |
| |
|
| |
Bedri Rahmi: Yaşasın Renk... |
| |
"Ey Sanat! Seni bana musallat ettiler . Eğer ben de seni başkalarına musallat etmezsem, yuf olsun!!!"
Bu sözleri kendimi bildim bileli benimsedim. Öylesine benimsedim ki, mesleğe başladığım günden beri Sanatı, sizlere musallat etmek için çabalayıp durdum!
Siz de sanatı başkalarına musallat edin ki, yeryüzünü biraz daha yaşanabilir kılalım... |
| |
 |
| |
|
| |
Sıradan Faşizm... |
| |
Sıradan faşizm artık zulme dönüştü. Bu hükümet dönüştürdü.
Dünya Basın Özgürlüğü günündeyiz.
Hrant Dink'in öldürülmesi üzerinden 15 ay geçti. Bu ülkenin en değerli gazetecilerinden birini, arkadaşım Hrant Dink'i, salt düşündüğü, düşündüğünü ifade ettiği için öldürdük.
"Ya ülkeyi terk et ya da öldürürüz" seçeneğine mahkum edilen Hırant Dink, terk etmedi ülkesini. Bu ülkede güvercinlere kimsenin dokunmayacağına inanmıştı. Terk etmedi ve 301'in eline verilen silahla sokak ortasında vuruldu! |
| |
 |
| |
|
| |
Ölüm o kadar yakınken... |
| |
Pippa Bacca... İtalyan bir performans sanatçısı... O da kendi sanatında yeni arayışlar içindeydi. Yaşamla sanatın en iç içe geçtiği alanda, performansta sürdürüyordu arayışını... Eğer yolu benim ülkemden geçmeseydi, bugün yaşıyor olacaktı...
Önceki gün, "Avrupa Tiyatro Ödülleri" yazımda şu yukarıdaki sözcükleri yazmıştım... İnanır mısınız, son cümle kimilerini fena halde sinirlendirmiş... |
| |
 |
| |
|
| |
İzmir Kitap Fuarı'na giderken... |
| |
Ege kıyılarındayım, Ege yollarındayım... Yazarken yollardayım ama siz bu yazıyı okuduğunuzda hedefe yani İzmir'e çoktan varmış olacağım... TÜYAP İzmir Kitap Fuarı'nın son gününde Hikmet Çetinkaya ve Ege Bölge temsilcimiz Serdar Kızık'la birlikte Cumhuriyet Kitapları standında sizlerle birlikte olacağız....Sohbetlerde, tartışmalarda, düşüncelerde ve düşlerde kucaklaşıyor olacağız ...
İzmir Kitap Fuarı "Ege'de Şiir" teması üzerine kuruldu. Bu yılın onur konuğu Arif Damar... |
| |
 |
| |
|
| |
Rusya'da Türkiye Kültür Yılı : "Nazım" Moskova'da |
| |
Rusya'daki "Türkiye Kültür Yılı"nın açılışı "Fazıl Say'ın "Nazım Oratoryosu" ile yapıldı... 1700 kişilik salonda duygusal anları ve coşkusu doruklarda bir gece yaşandı. Gecenin sonunda gözyaşlarını gizlemeye çalışan sayısız insan birbirine "Nazım işte asıl bu gece Moskova'daydı" diyordu... Açılışı yanımdaki koltuktan izleyen Rus sanatçı Margarita Maleyeva'nın şu değerlendirmesi ise sonradan duyacağım birçok görüşü özetliyordu:
"Bizler bugüne dek hep Nazım Hikmet'in büyüklüğünü bilir severdik. Bu akşam Nazım'ın ülkesinin sanatçılarını, bestecisini, orkestrasını, korosunu, tiyatro ve müzik sanatçılarını tanıdık ve ülkenizin yaratıcılığının sonsuzluğunu, muhteşemliğini gördük, dinledik, tanıdık... Bu geceden sonra ülkenizi ve kültürünü daha çok sevdik. " |
| |
 |
| |
|
| |
3 Delikanlı ve Claudia Cardinale... |
| |
Sahnenin büyüsü, sahnenin nostaljisi, sahnenin şiiri, sahnenin duyarlılığı, sahnenin birikimi... Ne derseniz deyin... Bunların hepsini bir arada yoğuran ve insanın içine, taa en derinlere işleyen bir gece yaşadık önceki gün.
27. Uluslararası İstanbul Film Festivali'nin açılış gecesiydi. Lütfi Kırdar Salonu ağzına dek doluydu.
Sinema onur ödüllerini alan, sinemamızın üç "delikanlı"sı, zamana ve bembeyaz saçlarına meydan okuyarak dimdik karşımızdaydılar: İzzet Günay, Ediz Hun ve Ekrem Bora... |
| |
 |
| |
|
| |
Daldan dala... |
| |
Son günlerde özellikle kadınlar arasında elden ele dilden dile dolaşan bir fıkra var... Bugün Pazar, her eve biraz gülümseme gerek deyip sizlerle paylaşıyorum:
Tanrı dünyayı yarattığı zaman gelecekteki ulusların temsilcilerini yanına çağırmış ve her birine ikişer özellik armağan etmiş: İsviçrelilere; Düzen ve yasalara saygı... İngilizlere; Soğukkanlılık ve asalet... Japonlara; Çalışkanlık ve sabır... İtalyanlara; Neşe ve romantizm... Fransızlara; Şarap ve güzel yemekler vs. vs. Türklere ise: Zeka, Dürüstlük ve Tayyip sevgisi... |
| |
 |
| |
|
| |
Barış Gazeteciliği |
| |
Önceki gün Boğaziçi Üniversitesi'nde "Barış Gazeteciliği" sempozyumu vardı. Geçen ağustosta kurulan Barış Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezi'nin düzenlediği sempozyuma yurt içinden ve yurt dışından çeşitli gazeteci ve akademisyenler katıldı. Çoğunluğu çeşitli üniversite öğrencilerden, geleceğin gazetecilerinden oluşan geniş bir dinleyici kitlemiz vardı. ÇABA -Çağdaş ve Bağımsız Yardımlaşma Derneği'nin katkılarıyla gerçekleşen sempozyumun sonunda keşke diyordum, keşke tüm gazetelerimizin, tüm televizyon kanallarının temsilcileri burada olsa da, yararlanabilselerdi... |
| |
 |
| |
|
| |
Kadını türbana, demokrasiyi dona dolamak... |
| |
Zihniyeti bu denli açık seçik gösteren başka bir hikaye olamaz. Önce Melih Aşık yazdı. Sonra Deniz Som köşesinde yer verdi. Ama o kadar anlamlı ki, kimsenin gözünden kaçmasın, aklınızdan çıkmasın diye bin kez tekrarlamak istiyorum...
AKP Milletvekili Osman Yağmurdereli kadın hakları, demokrasi, türban, tüm sorunlarımızı çözüverdi: Genç kızların evleninceye dek anne baba isteğine boyun eğdiklerini belirtip, evlilik sonrasına da açıklık getirdi: "Kocası derse ki 'hayır hanım açılacaksın', açacaktır. 'Yok böyle kalacaksın', kalacaktır." (Bundan sonrası daha da önemli: ) "Yani ülkede demokrasi varsa kimse kimsenin giydiğine, kıyafetine karışmayacaktır." |
| |
 |
| |
|
| |
Leyla Gencer: La Scala'da 50 Yıl... |
| |
Ah ne çok isterdim orada olabilmeyi. Ama olamadım... Geçen hafta Milano'da, La Scala'da Leyla Gencer için görkemli bir tören düzenlendi. Sanatçının bu kurumda çalıştığı, emek verdiği 50 yıl onuruna düzenlenen bir müzik, şiir, inanç, saygı, sevgi, aşk, tutku dolu bir tören...
İnsan onurunu yüceltme töreni... Çağdaş evrensel değerlerle bütünleşme töreni... Emeğe saygı töreni... Vefa borcu töreni... |
| |
 |
| |
|
| |
Dost Mektupları... |
| |
Yıl 1967. Gazetecilikte ilk günlerim... Amerikalı yazar James Baldwin'in İstanbul'a geldiğini duyduğum an, bir randevu ve soluğu yanında almıştım... Saatler süren bir konuşma. Sorular, yanıtlar...
Ertesi günün akşamı müzikli, içkili bir yerde James Baldwin, Gülriz Sururi ve Engin Cezzar'a rastlıyorum. Masalarına katılıyorum. Sahnede genç bir şarkıcı "Blues" söylüyor. Bir ara sohbet niyetine «Fena söylemiyor değil mi?» diyecek oluyorum... O anda masaya bir yumruk iniyor. O anda fırtına, kıyamet, ateş! |
| |
 |
| |
|
| |
Daha işin başındayız... |
| |
Hiç ama hiç kimsenin düşünemeyeceği, düşleyemeyeceği kadar böldüler bu ülkeyi...Yeniden toparlanmak, yeniden bütünleşmek çok, çook güç olacak... Bölünmeyi kadınlar üzerinden yaptılar. Kadınları kullanarak. Politikalarını kadın bedeni üzerinden sürdürerek...
Bugün artık iş işten geçtikten sonra, artık türbanın bir politik simge oluşunun tescillenişinden sonra, bunca geç kalınmışlığa karşın, yine de tartışmayı bir kadın sorunu olarak ele almanın kaçınılmaz olduğuna inanıyorum. |
| |
 |
| |
|
| |
Tanbay ve Say'dan Dansın ve müziğin gücü... |
| |
Zeynep Tanbay ve Fazıl Say'ın muhteşem buluşması, yaratıcılığı, yeteneği, çağdaşlığı, niteliği, duyarlığı ve İnsan olmayı harmanlıyor...
Gençtiler. Güzeldiler. Aydınlıktılar. Gözleri ışıl ışıldı, bedenleri sıcak ve saydam... Akarsuların devinimini, rüzgarın ritmini taşıyorlardı bedenlerinde. Dudaklarında dostluğun, sevginin coşkusunu... |
| |
 |
| |
Hrant için, Adalet için... |
| |
Önümdeki kitabın kapağını açıyorum... İlk sayfalar : Siyah, simsiyah... Türkiye'nin en karanlık günlerinden birini görüyorum o siyahlıkta. En karanlık, en utanç verici, en kahredici günlerinden birini... 19 Ocak 2007...
Bir yıl önceydi. O gün yeryüzünün en güzel insanlarından birini, Hrant Dink'i Türkiye katletti. Daha özgür, daha bağımsız, daha adil, daha mutlu, daha umutlu bir Türkiye ve bir dünya için çalışan; şiddetten, ırkçılıktan, bağnazlıktan, sömürüden, baskıdan, ayırımcılıktan arınmış bir Türkiye, bir dünya yaratmak için didinen, arkadaşım, meslektaşım Hrant Dink'i Türkiye katletti.. |
| |
 |
| |
|
| |
Nazım'dan Yılbaşı Ağacı... |
| |
2007'nin son Pazar günü... Öbür gün yeni bir yıl... Genel istek üzerine yeryüzünün en güzel şiirlerinden birini, "Yılbaşı Ağacı" şiirini sizlerle yeniden paylaşıyorum:
Nazım Hikmet'in 1 Ocak 1962'de EStonya'nın başkenti Tallin'de yazdığı, her ölümün, bizi kendi ölümüze yaklaştırdığının bilinciyle yazdığı, yalnızlık, hasret, aşk, özlem, ölüm haberleri arasında gide gele yazdığı şiir... |
| |
 |
| |
|
| |
|
|